Counterpublic’ın 2026 edisyonu, elli yeni sanatçı siparişini St. Louis’in nehir kıyısından mahallelerine yayıyor. Mesele yalnızca açık havada sanat göstermek değil; kamusal alanın kimin için, hangi hafızayla ve hangi geleceğe doğru kurulduğunu yeniden tartışmaya açmak.
19-20 Eylül’de düzenlenecek Avrupa Miras Günleri, Ankara’nın tarihî merkezini yalnızca korunacak yapılar toplamı olarak değil, yaya ölçeğinde yeniden okunması gereken canlı bir kent parçası olarak gündeme getiriyor.
New York’ta kent mülkiyetindeki küçük bir meydanın erişime kapatıldığı iddiası, kamusal alanın yalnızca tasarımla değil, gündelik kullanım hakkıyla da kurulduğunu yeniden hatırlatıyor.
Cincinnati’nin West End mahallesinde Regal Tiyatrosu’nun yenilenmesi başladı. Eski bir salonun kültür merkezine dönüşümü, kentsel dönüşümün geride bıraktığı boşluklara hafızayla karşılık verme iddiası taşıyor.
Bursa Kent Müzesi’nde açılan “Kuruluştan Kurtuluşa Bursa” sergisi, 11 Eylül’ün yalnızca bir anma günü olmadığını; kentin meydanları, arşivleri ve ortak hafızası arasında kurulan canlı bir bağ olduğunu gösteriyor.
San Francisco’da açılan “Mapping Genocide”, anıtları ve sokak adlarını yalnızca yön bulma araçları değil, kamusal hafızayı kuran siyasi tercihler olarak ele alıyor. Sergi, şehirlerin geçmişle ilişkisinde isim değiştirmekten daha derin bir tartışma başlatıyor.
Rami Kütüphanesi’nin uluslararası yeşil kütüphane ödülündeki birinciliği, İstanbul’da kültür yapılarının yalnızca içerikleriyle değil, kamusal hayatı nasıl örgütledikleriyle de değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatıyor.
Architecture + the City Festival’in 23. edisyonu, San Francisco’nun binalarını yalnızca estetik nesneler olarak değil; kira baskısı, kamusal alan ve mahalle hafızasıyla iç içe geçmiş müşterekler olarak okumaya çağırıyor.
Avrupa Miras Günleri’nin 2026 teması, Beyoğlu’nun tarihî dokusunu yalnızca geçmişin vitrini olarak değil; iklim, dönüşüm ve erişim baskıları altında yeniden tartışılması gereken ortak bir şehir meselesi olarak ele alıyor.