
Ekran Çağında Dokuma
Fırat Neziroğlu’nun 10 Eylül’de New York’ta açılan yeni kişisel sergisi, Anadolu dokuma hafızasını nostaljik bir dekor olarak değil, görüntü çağının gerilimleriyle yüzleşen canlı bir dil olarak ele alıyor.
Yeni bir sayfa açılıyor…
Ajandamag’a katkıda bulun. Şehirdeki iyi işleri birlikte güncel tutalım.
Sanatın, sahnenin, sinemanın, kitapların ve şehrin içinden hikâyeler.

Fırat Neziroğlu’nun 10 Eylül’de New York’ta açılan yeni kişisel sergisi, Anadolu dokuma hafızasını nostaljik bir dekor olarak değil, görüntü çağının gerilimleriyle yüzleşen canlı bir dil olarak ele alıyor.

12-20 Eylül’de düzenlenecek Avrupa Miras Günleri, Beyoğlu’nun mirasını vitrinlik yapılardan çıkarıp erişim, gündelik hafıza ve kamusal katılım tartışmasına açıyor.

7 Eylül’de hayatını kaybeden Richard Alston, İngiliz çağdaş dansında soyutluğu duygudan koparmadan kuran koreografların başındaydı. Ardında bıraktığı asıl mesele, dansın müzikle nasıl ilişki kurduğu kadar, bağımsız toplulukların bir sanat ekolojisini nasıl değiştirebildiği.

12 Eylül’de Ataköy Marina Arena’da gerçekleşmesi planlanan Anyma’nın ÆDEN performansının iptali, elektronik müzikte sahne tasarımı, görsel anlatı ve kamusal tartışma arasındaki kırılgan ilişkiyi yeniden görünür kıldı.

2026 Avustralya Başbakanlık Edebiyat Ödülleri’nde kurmaca dalının “A Piece of Red Cloth”a verilmesi, yalnızca bir romanı değil; Yolŋu sözlü bilgisinin edebiyata hangi etik ve kolektif koşullarla taşınabileceğini de gündeme getiriyor.

Pera Film’in 9 Eylül–11 Ekim arasındaki yeni seçkisi, yedi kült filmi nostaljik bir arşiv olarak değil; sinema salonunda yeniden kurulabilen ses, gençlik, tür ve şehir deneyimleri olarak ele alıyor.

4–6 Eylül’de Müze Gazhane’de düzenlenen 3. Uluslararası İstanbul Gitar Günleri, gitarı yalnızca virtüözlük ve nostalji etrafında değil; atölye, yerli üretim, teknoloji ve kuşaklar arası aktarım ekseninde düşündürdü.

Fransa’da 7 Eylül’de duyurulan IRIS girişimi, bağımsız sinema salonlarını yalnızca işletme değil, kültürel çeşitliliğin altyapısı olarak ele alıyor. Asıl soru, bu iddialı ağın yerel seyir deneyimlerine ne ölçüde temas edebileceği.

Counterpublic’ın 2026 edisyonu, elli yeni sanatçı siparişini St. Louis’in nehir kıyısından mahallelerine yayıyor. Mesele yalnızca açık havada sanat göstermek değil; kamusal alanın kimin için, hangi hafızayla ve hangi geleceğe doğru kurulduğunu yeniden tartışmaya açmak.

Washington’daki Arts and Industries Building’in Ulusal Amerikan Latinoları Müzesi’ne ayrılması, yalnızca bir yer seçimi değil; müze kurma, mirası dönüştürme ve kamusal görünürlük arasındaki ilişkinin yeniden tarif edilmesi anlamına geliyor.

6. İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali’nin 11 Eylül’deki Festival Buluşması, altı solisti aynı sahnede bir araya getirirken oda müziğinin gösterişten çok karşılıklı dikkatle kurulan kamusal dilini hatırlatıyor.

Venedik’te prömiyer yapan “My Undesirable Friends: Part II – Exile”, bağımsız gazetecilerin ülkelerinden ayrıldıktan sonraki hayatını izlerken belgeselin zamanı nasıl yeniden kurabileceğini gösteriyor.

12 Eylül’de Ataköy Marina Arena’da gerçekleşmesi planlanan Anyma gösterisinin iptali, yalnızca bir konserin kaybı değil; elektronik müziğin görüntü, teknoloji ve kurmaca ile kurduğu ilişkinin kamusal alanda ne kadar kırılgan hâle geldiğinin de işareti.

19-20 Eylül’de düzenlenecek Avrupa Miras Günleri, Ankara’nın tarihî merkezini yalnızca korunacak yapılar toplamı olarak değil, yaya ölçeğinde yeniden okunması gereken canlı bir kent parçası olarak gündeme getiriyor.

Luis Buñuel’in daha az bilinen Meksika dönemi filmi La ilusión viaja en tranvía, yeni 4K restorasyonuyla Venedik’te yeniden görünür olurken sinema tarihinin kanon dışına itilmiş neşeli, şehirli ve keskin damarını da geri çağırıyor.

İstanbul’daki ilk Uluslararası Kırım Film Günleri, 1926 tarihli “Alim” etrafında kurduğu programla sinemayı yalnızca temsil alanı değil, dağılmış bir hafızayı yeniden bir araya getiren bir arşiv olarak düşünüyor.

Alex Gibney’nin Venedik’te ilk kez gösterilen “Musk” belgeseli, yalnızca güçlü bir teknoloji figürünün portresini değil; belgeselin yapay zekâ, temsil ve kanıtla kurduğu yeni ve huzursuz ilişkiyi de gündeme getiriyor.

Borusan Contemporary’nin 19 Eylül’de açılacak “Haunted” sergisi, yapay zekânın ürettiği imgeyi yalnızca teknolojik bir yenilik olarak değil; hafıza, yazarlık ve gerçeklik duygusunu dönüştüren bir kültürel eşik olarak ele alıyor.

TD Moyo, Renell Shaw ve April Koyejo-Audiger’in yeni çalışması, opera biçimini sabit bir miras değil; yas, devlet şiddeti, hafıza ve siyah erkeklik üzerine açık bir sahne alanı olarak yeniden düşünüyor.

4-6 Eylül’de onuncu kez düzenlenen Bozcaada Caz Festivali, cazı tek bir türün sınırlarında değil; mekân, karşılaşma, doğaçlama ve kültürel üretim arasında dolaşan bir dinleme biçimi olarak kurdu.

15–19 Eylül’de Konya’da düzenlenecek KAPS 2026, açık erişimden yapay zekâya uzanan programıyla akademik yayıncılığı yalnızca teknik bir alan değil, metnin dolaşımı ve kamusal erişim meselesi olarak gündeme taşıyor.

33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin Ulusal Belgesel Film Yarışması finalistleri, kişisel arşivlerden kadın mücadelesine, müzikten gündelik hayatın görünmez emeğine uzanan bir Türkiye manzarası kuruyor.

Ayasofya’da ana kubbeden doğu yarım kubbeye uzanan yeni güçlendirme ve konservasyon etabı, restorasyonu görünmeyen bir teknik işlem olmaktan çıkarıyor. Tartışmanın odağında artık yalnızca taş, kurşun ve mozaik değil; ibadet, ziyaret, erişim ve tarihî iç mekânın birlikte nasıl korunacağı var.

Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin Kayseri ayağı 13 Eylül’e kadar sürüyor. Son üç gün için sergi, tiyatro, müze ve açık hava konserini birbirine bağlayan bu rota, kenti yalnızca etkinlik takvimiyle değil, hafıza katmanlarıyla okumayı öneriyor.

Detroit Institute of Arts’ta 11 Eylül’de açılan “Georgia O’Keeffe: Architecture”, sanatçının çiçekler ve çöl imgelerinin gölgesinde kalan yapı resimlerini bir araya getiriyor. Sergi, O’Keeffe’nin modernizmini doğadan kaçış değil, yaşanılan mekânla kurulan yoğun bir ilişki olarak yeniden okumayı öneriyor.

Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı Göğe Yazılmış Bir Alp, Gostivar’daki ilk yurtdışı temsilinin ardından Üsküp’e ulaştı; turne 13 Eylül’de Prizren’de tamamlanacak. Yapımın asıl sorusu, bir düşünürün hayatını sahneye taşımaktan çok, tiyatronun ortak hafıza için nasıl bir karşılaşma alanı kurabildiğinde düğümleniyor.

Salman Rushdie’nin 2026 National Book Awards kapsamında Yaşam Boyu Başarı Madalyası’na layık görülmesi, yalnızca büyük bir yazarlık kariyerinin tescili değil. Göç, dil, yurttaşlık ve edebî aidiyet tartışmalarını yeniden görünür kılan bir karar.

New York’ta kent mülkiyetindeki küçük bir meydanın erişime kapatıldığı iddiası, kamusal alanın yalnızca tasarımla değil, gündelik kullanım hakkıyla da kurulduğunu yeniden hatırlatıyor.

Cincinnati’nin West End mahallesinde Regal Tiyatrosu’nun yenilenmesi başladı. Eski bir salonun kültür merkezine dönüşümü, kentsel dönüşümün geride bıraktığı boşluklara hafızayla karşılık verme iddiası taşıyor.

14-20 Eylül arasında gerçekleşecek Ayvalık Uluslararası Film Festivali, 76 filmlik programını yalnızca yeni yapımlarla değil; kent hafızası, ekoloji, sınıf, animasyon ve müzik üzerinden kurulmuş bir düşünme alanıyla genişletiyor.

ODTÜ Kampüsü’nün UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne kaydı, Türkiye’de modern mimarlık mirasının tekil yapılarla değil; peyzaj, ekoloji, gündelik kullanım ve kamusal hafızayla birlikte ele alınması gerektiğini yeniden gündeme getiriyor.

Santander’de 8 Eylül’de açılan Faro Santander, eski bir banka merkezini sergi mekânına çevirmekle yetinmiyor; kurum koleksiyonlarının görünürlüğü, tarihî yapılarda yeniden kullanım ve kıyı kentinde kamusal alanın sınırları üzerine somut bir tartışma başlatıyor.

Yaklaşık bin yıllık Bayeux İşlemesi’nin Londra’da ilk kez halkla buluşması, yalnızca istisnai bir ödünç verme olayı değil; müzelerin kırılgan kültür mirasını nasıl mekâna, zamana ve kamusal deneyime çevirdiğine dair güçlü bir sınav.

22 Eylül’de açılacak Lucas Museum of Narrative Art, mimarlığıyla olduğu kadar koleksiyon politikasıyla da müze dünyasının uzun süredir koruduğu sanat ayrımlarını tartışmaya açıyor.

Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı’nın 17 Ekim’de Ankara’da düzenleyeceği 3. Genç Çevirmen Adayları Yarışması, Sabahattin Ali’den seçilen bir öykü parçasını beş dile taşıma göreviyle çeviriyi yalnızca dil bilgisi değil, edebî aktarım ve kamusal kültür meselesi olarak yeniden öne çıkarıyor.
Yoko Ono’nun Sakıp Sabancı Müzesi’ne yayılan kapsamlı sergisi, eylül atölyeleriyle birlikte yalnızca eserleri görmek değil, talimatları takip etmek, düşünceyi biçime dönüştürmek ve sanatın kolektif tarafını yeniden tartmak isteyenler için güçlü bir rota sunuyor.

Bursa Kent Müzesi’nde açılan “Kuruluştan Kurtuluşa Bursa” sergisi, 11 Eylül’ün yalnızca bir anma günü olmadığını; kentin meydanları, arşivleri ve ortak hafızası arasında kurulan canlı bir bağ olduğunu gösteriyor.
26 Eylül-11 Ekim arasında gerçekleşecek 36. Akbank Caz Festivali, uluslararası isimleri ve genç yerli müzisyenleri farklı ölçeklerdeki mekânlara dağıtan programıyla cazın İstanbul’daki dolaşımını yeniden tartışmaya açıyor.

Venedik’te açıklanan Final Cut in Venice ödülleri, yalnızca birkaç yapımın post-prodüksiyon bütçesine katkı sunmuyor; Afrika ve Ortadoğu sinemasının görünürlük koşullarını da yeniden tartışmaya açıyor.

Scottish Ballet’nin sonbahar programı, Julia Cheng’in dünya prömiyeri “Entress” ile Crystal Pite’ın “Emergence”ını aynı akşamda buluşturuyor. İkili program, çağdaş balenin bireysel deneyim ile toplu hareket arasındaki gerilimi nasıl kurabildiğine bakıyor.

6. İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali, yalnızca seçkin icracıları aynı sahnede ağırlamıyor; ustalık sınıfları, sanatçı konuşmaları ve genç müzisyenlere açtığı alanla İstanbul’un klasik müzik mevsimine başka türlü bir yakınlık öneriyor.

C/O Berlin’de açılan kapsamlı Carrie Mae Weems sergisi, fotoğrafı yalnızca görüntü üretimi değil, temsil hakkı, toplumsal hafıza ve kurumsal iktidar üzerine çalışan bir alan olarak yeniden öne çıkarıyor.

2026 Pegasus Ödülleri, şiiri yalnızca kitap raflarında değil; çocuk edebiyatı, eleştiri, emek ve yeni sesler arasında işleyen geniş bir kamusal alan olarak yeniden görünür kılıyor.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Afife Jale’nin hayatından hareketle kurulan “Afife”yi yeni bir modern bale prodüksiyonuyla sahneye taşıyor. Yapıt, yalnızca bir biyografiyi değil, Türkiye sahnesinde kadınların görünürlüğüne dair bitmeyen tartışmayı da yeniden açıyor.

Kabataş’tan hareket eden İstanbul Arası, Boğaz yolculuğunu müzik, tiyatro ve kent anlatısıyla birleştiriyor. 11 ve 25 Eylül’deki iki durak, ulaşım aracını geçici ama dikkat çekici bir kültür mekânı olarak düşünmek için bir fırsat sunuyor.

Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin deprem güçlendirmesi ve restorasyon için koleksiyonlarını geçici olarak taşıma kararı, İstanbul’un en köklü bilgi mekânlarından birini yeniden düşünmeye çağırıyor. Mesele, tarihî bir yapının onarımından çok, kamusal hafızanın erişilebilirliğini kesintiye uğratmadan koruyabilmekte düğümlen

İngiltere’deki End of the Road’un 20. yılı, büyük isimleri bir vitrin olarak kullanmak yerine keşif duygusunu merkeze alan festival modelinin neden hâlâ kıymetli olduğunu gösteriyor.

16. Gwangju Bienali, Çin pavyonunun çekilmesi ve Tayvan pavyonunun adı etrafında büyüyen krizle açıldı. Mesele yalnız diplomatik bir gerilim değil; çağdaş sanatın uluslararası dolaşımında kurumların, sanatçıların ve izleyicilerin hangi dil içinde buluşabileceğine dair temel bir sınav.

Ender Başkan’ın Two Hundred Million Musketeers kitabıyla Avustralya Başbakanlık Edebiyat Ödülü’nün şiir dalını kazanması, göçmen aile hafızası, gündelik emek ve ebeveynlik etrafında kurulan şiirin ulusal edebiyat kanonundaki yerini yeniden görünür kılıyor.

33. Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali, Verdi’den Haçaturyan’a uzanan programıyla yalnızca güçlü yapımları değil, tarihî mekânın sahne sanatları üzerindeki belirleyici etkisini de yeniden gündeme getiriyor.

İstanbul Modern’in 8 Eylül’de açılan onuncu koleksiyon sergisi, Türkiye sanatının 1940’lardan bugüne uzanan dönüşümünü uluslararası karşılaşmalarla birlikte yeniden kuruyor. “Aynı Mavinin Altında”yı izlemek için dört başlıkta bir rota.

Depo’nun 16 Eylül’de açılacak yeni grup sergisi, Türkiye’nin farklı bölgelerinde silinmiş ya da bastırılmış hafızalara bakıyor. Serginin asıl iddiası, kaybı görünür kılmaktan çok, coğrafyanın hâlâ taşıdığı tanıklığı dinlemek.

San Francisco’da açılan “Mapping Genocide”, anıtları ve sokak adlarını yalnızca yön bulma araçları değil, kamusal hafızayı kuran siyasi tercihler olarak ele alıyor. Sergi, şehirlerin geçmişle ilişkisinde isim değiştirmekten daha derin bir tartışma başlatıyor.

Nairobi’de 7 Eylül’de başlayan Pan-Afrika Mimarlık Bienali, kıtayı ulusal pavyonların rekabetiyle değil; iklim, malzeme, hafıza ve müşterek sorunlar üzerinden düşünmeye çağırıyor. Asıl mesele, mimarlık bilgisinin nerede üretildiğini yeniden tarif etmek.

Madrid’de 11-13 Eylül tarihlerinde gerçekleşen Back to the Book, bağımsız yayıncılığın görünürlük, dolaşım ve okurla doğrudan temas sorunlarını aynı mekânda buluşturuyor.

Rami Kütüphanesi’nin uluslararası yeşil kütüphane ödülündeki birinciliği, İstanbul’da kültür yapılarının yalnızca içerikleriyle değil, kamusal hayatı nasıl örgütledikleriyle de değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Yayoi Kusama’nın ölümünden haftalar sonra Amsterdam’daki büyük retrospektif, sanatçının noktalardan ibaret sanılan dünyasını yeniden ve daha dikkatli okumaya çağırıyor.

Fotoğrafın iki yüz yıllık serüvenini odağa alan 212 Photography Istanbul, 26 Eylül–11 Ekim arasında İstanbul’un tarihî yapıları ile güncel sanat mekânlarını aynı rota üzerinde buluşturuyor. Bu seçki, festivalin geniş programında arşiv, kent, doğa, moda ve dijital görüntü arasındaki geçişleri izlemek isteyenler için bir

Birhan Keskin’in Öykü Tekten çevirisiyle İngilizcede yayımlanan seçkisi, Sarah Maguire Şiir Çevirisi Ödülü’nün 2026 kısa listesinde. Bu gelişme, Türkiye’den şiirin uluslararası dolaşımında yalnızca bir temsil başarısını değil, çevirmenin yaratıcı emeğini merkeze alan daha adil bir edebiyat modelini de gündeme taşıyor.

Triennale Milano’nun FOG Performing Arts Festival’i, dokuzuncu edisyonunda sonbaharı bağımsız bir program zamanı olarak kuruyor. Bu yalnızca festivalin süresini uzatan bir düzenleme değil; tiyatro, dans ve performansın güncel meselelerle kurduğu ilişkinin daha geniş bir zamana yayılması anlamına geliyor.

Architecture + the City Festival’in 23. edisyonu, San Francisco’nun binalarını yalnızca estetik nesneler olarak değil; kira baskısı, kamusal alan ve mahalle hafızasıyla iç içe geçmiş müşterekler olarak okumaya çağırıyor.

Berlin’de yapımı süren 20. Yüzyıl Sanatı Müzesi’nin ilk sergisinin Gordon Matta-Clark’a ayrılması, kültür yapılarının yalnızca tamamlandıklarında değil, oluşum süreçlerinde de kamusal olup olamayacağını tartışmaya açıyor.

Smithsonian’ın başındaki Lonnie G. Bunch III’ün yıl sonunda emekliye ayrılacağını açıklaması, yalnızca büyük bir kurumda yaşanan yönetim değişikliği değil. Bu karar, müzelerin tarih anlatısı üzerindeki siyasal baskıların kurumsal hafıza için ne anlama geldiğini yeniden görünür kılıyor.

Pera Film’in 9 Eylül–11 Ekim arasındaki yeni sezon programı, kült filmi yalnızca nostaljik bir nesne olarak değil, sinema salonunda yeniden tartışılacak canlı bir biçim olarak ele alıyor. Yedi filmden oluşan seçki için izleme rotası burada.

Novaya Opera/Balet Moskva’nın İstanbul’a getirdiği “Fındıkkıran: Bu Bir Masal Değil”, Çaykovski’nin tanıdık müziğini korurken balenin en yerleşik anlatılarından birini savaş travması, hatırlama ve yetişkinlik eşiğinde yeniden düşünüyor.

Arthur Jafa’nın New Museum’daki kapsamlı sergisi, yalnızca önemli bir sanatçının kariyer özeti değil; hareketli görüntünün hafıza, müzik ve siyah yaşam deneyimiyle kurduğu sert ilişkinin müze ölçeğinde yeniden okunması anlamına geliyor.

Avustralya’nın en büyük edebiyat ödüllerinden birinde kurmaca dalını kazanan “A Piece of Red Cloth”, Yolŋu sözlü bilgisini roman formuyla buluşturan ortak yazarlık modelini edebiyat gündeminin merkezine taşıyor.

New York’ta başlayan Christine Choy retrospektifi, unutulmuş filmleri yeniden dolaşıma sokmanın yalnızca teknik bir koruma işi olmadığını; sinema tarihinin kimin sesiyle yazıldığına dair canlı bir tartışma olduğunu gösteriyor.

Yuval Abraham ve Rachel Szor’un Venedik’te ilk kez gösterilen “NAZA”sı, Gazze savaşına dair içeriden tanıklıkları merkeze alıyor. Film, belgeselin yalnızca bilgi aktaran değil, bakışın etik sınırlarını yeniden kuran bir form olduğunu hatırlatıyor.

The Bodyguard’ın İstanbul’daki ilk Türkiye temsilleri, popüler bir filmin sahneye taşınmasından daha fazlasını tartışmaya açıyor: Hafızalara kazınmış şarkılar, canlı performansın riskli şimdisinde nasıl yeni bir dramatik ağırlık kazanır?

Candan Erçetin’in 8 ve 9 Eylül gecelerinde Harbiye Açıkhava’ya taşıdığı Rengâhenk, senfonik düzenlemeyi nostaljik bir süs olmaktan çıkarıp Balkanlar, Anadolu ve kentli pop hafızası arasında bir geçiş alanına dönüştürüyor.

16 Eylül’de açılan “Denizaşırı: Özer Kabaş ve Zamanları”, bir sanatçının üretiminden hareketle resim, tasarım, sinema, eğitim ve arşiv arasındaki geçişleri görünür kılıyor. Sergi için rehber, Kabaş’ın çoğul pratiğini tek bir imzaya indirgemeden takip etmeyi öneriyor.

Salman Rushdie’nin Amerikan edebiyatına üstün katkı madalyasına layık görülmesi, yalnızca büyük bir kariyerin tescili değil; göç, dil ve edebi aidiyet üzerine güncel bir tartışmanın da işareti.

Londra Tasarım Festivali’nin 24. edisyonu, V&A’nın tarihsel koleksiyonlarını yalnızca sergileme zemini değil; yapay zekâ, zanaat, ses ve kimlik üzerine kamusal bir tasarım laboratuvarı olarak ele alıyor.

Whitney Museum’un artport programını sergiye taşıma kararı, internet sanatını dijital nostaljinin dışına çıkararak koleksiyon, koruma ve erişim meselelerinin merkezine yerleştiriyor.

Avrupa Miras Günleri’nin 2026 teması, Beyoğlu’nun tarihî dokusunu yalnızca geçmişin vitrini olarak değil; iklim, dönüşüm ve erişim baskıları altında yeniden tartışılması gereken ortak bir şehir meselesi olarak ele alıyor.

San Francisco Ballet’in Londra durağındaki “Mere Mortals”ı, Pandora mitini yapay zekâ çağının diliyle yeniden kurarken bale sahnesine yalnızca yeni görüntüler değil, yeni bir huzursuzluk da taşıyor.
Bozcaada Caz Festivali, onuncu yılında konser programını adanın gündelik hayatına, yeni müzisyenlere ve tartışma alanlarına açarak Türkiye’deki butik festival modelinin imkânlarını yeniden hatırlattı.

Ali Asgari’nin Türkiye ortak yapımı yeni filmi “A Bit of Light”, Venedik Film Festivali’nin ana yarışmasında gündelik hayatın içinden yükselen bir dayanışma fikrini sınamaya açıyor.

Glastonbury’nin 2027 biletini 408 sterline çıkarması, yalnızca büyük bir festivalin fiyat güncellemesi değil; canlı müziğe erişimin hangi ekonomik sınırlar içinde yeniden tanımlandığının işareti.

Pera Müzesi’nin Frank Bowling’i Francis Bacon ve Victor Willing ile birlikte ele alan yeni sergisi, İstanbul’un sonbahar sanat sezonuna yalnızca önemli bir isim değil, resmin sınırlarını yeniden düşünmek için güçlü bir tartışma da getiriyor.

İstanbul Modern’in 8 Eylül’de açılan onuncu koleksiyon sergisi, Türkiye sanat tarihinin sürekliliklerini uluslararası üretimlerle yan yana getirerek koleksiyon sergisine daha geniş, daha tartışmaya açık bir rol yüklüyor.

Pan-African Biennale’in Nairobi’de başlayan ilk edisyonu, mimarlığı yalnızca yapı üretimi olarak değil; iklim, hafıza, yerel bilgi ve kamusal gelecekler etrafında yeniden kurulan bir düşünme alanı olarak ele alıyor.

George Lucas ve Mellody Hobson’ın kurduğu Lucas Museum of Narrative Art, 22 Eylül’de Los Angeles’ta açılıyor. Ma Yansong imzalı yapı, müze mimarisini yalnızca eser sergileyen bir kabuktan çıkarıp görsel anlatının nasıl kamusallaştığını tartışan geniş ölçekli bir kültür alanına dönüştürüyor.