62. Chicago Uluslararası Film Festivali’nin Altın Hugo ödülü, Valeska Grisebach’ın The Dreamed Adventure filmine gitti. Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye sınırlarının kesiştiği coğrafyada geçen film, Avrupa sinemasının merkezden uzak hayatlara yeniden bakma ihtiyacını güçlü biçimde hatırlatıyor.
Fernando Melo’nun MDTistanbul dansçılarıyla yeniden şekillenen Rüzgâr Ağacı, 30. İstanbul Tiyatro Festivali’nin ilk hafta sonunda çağdaş dansı yalnızca estetik bir gösteri değil, ortaklaşa üretilen bir algı alanı olarak öne çıkarıyor.
Mardin Kültür Yolu Festivali’nin ücretsiz ana konserleri geniş bir dinleyici kitlesini bir araya getiriyor. Ancak kent adına kurulan bu büyük sahnede yerel müzisyenlerin görünürlüğü, festivalin kalıcı kültürel etkisi bakımından temel bir soruya dönüşüyor.
Dijital Deneyim Merkezi’nde açılan Dalí Cybernetics, İstanbul’daki sergileme dilinin değişen ölçeğini gösteriyor. Asıl mesele, sürükleyici teknolojinin sanat yapıtına yaklaşmak için nasıl bir eşik kurduğu.
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın 23 Ekim akşamı AKM’de vereceği Türkiye-Polonya Dostluk Konseri, iki ülke arasındaki kültürel ilişkinin sahnede nasıl kalıcı bir hafızaya dönüştüğünü tartışmaya açıyor.
David Brognon ve Stéphanie Rollin’in 2026 Marcel Duchamp Ödülü’nü kazanması, çağdaş sanatın gösterişli temsillerden çok bekleme, bağımlılıkla mücadele ve toplumsal kırılganlık gibi uzun süreli deneyimlere kulak verdiğini hatırlatıyor.
Ara Güler’in 1957’de Pendik Kızılay Kampı’nda çektiği fotoğraflar, Macaristan’daki 1956 ayaklanmasının ardından Türkiye’ye ulaşan zorunlu göçün gündelik yüzünü yeniden görünür kılıyor. İstanbul’daki yeni sergi, foto muhabirliğini yalnızca tanıklık değil, kamusal hafıza pratiği olarak okumaya çağırıyor.
Karaköy’de açılan iki paralel sunum, fabrikayı yalnız geçmişin endüstriyel yapısı olarak değil; beden, kent, arşiv ve küresel dolaşım üzerinden yeniden düşünmeye çağırıyor.
16 Ekim’de yayımlanan yeni ilke kararı, tarihî kent merkezlerinde su, enerji, ulaşım ve haberleşme yatırımlarını koruma sürecinin daha görünür bir parçası hâline getiriyor. Asıl mesele, altyapının yapılması değil; kararın arkeolojik hafıza, kamusal yaşam ve yerel bilgiyle hangi sırada buluşacağı.
19. İstanbul Bienali’nin ana mekânı olarak açıklanan Artİstanbul Feshane, 2027’deki sergiden önce bile kentin endüstri mirası, kamusal alanı ve çağdaş sanat dolaşımı üzerine güçlü bir rota öneriyor.