Lykos kıyısında bir kent
Laodıkeıa Örenyeri, Lykos Irmağı’nın güneyinde kurulmuş bir kentin izlerini taşır. Antik kaynaklarda daha çok Laodikeia ad Lykum, yani “Lykos’un kıyısındaki Laodikeia” adıyla anılan yerleşim, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde “Ladik” olarak da bilinirdi. Kent, M.Ö. 261-253 yılları arasında II. Antiokhos tarafından kuruldu; adı Antiokhos’un eşi Laodike’den geldi. M.Ö. 130/129’da bölgenin tamamen Roma’ya bağlanmasıyla Laodikeia, Roma dünyası içindeki konumunu güçlendirdi.
Kazı çalışmaları, yerleşimde Erken Kalkolitik Dönem’den, M.Ö. 5500’den M.S. 7. yüzyıla kadar kesintisiz yerleşim bulunduğunu ortaya koyar. Kentin tarihi, depremler karşısındaki direnciyle de şekillendi: Her dönemde yıkılıp yeniden ayağa kaldırılan Laodikeia, İmparator Focas dönemindeki büyük depremin ardından terk edildi; yerleşim Salbakos’un, yani Babadağ’ın kuzey yamaçlarındaki Denizli-Kaleiçi ve Hisarköy’e taşındı.
Ticaretin ve kamusal yaşamın odağı
Yolların kavşak noktasında bulunması, Laodikeia’nın başlıca gelir kaynağını ticaret haline getirdi. Tekstil ticareti öne çıkarken mermer, hububat ve canlı hayvan ticareti de kente gelir sağladı. Romalı devlet adamı ve hatip Çiçero’nun M.Ö. 50’de kente gelerek hukuki sorunlarla ilgilendiği; aynı tarihlerde Laodikeia’nın Kibyra Conventus’unun merkezi yapıldığı bilinir. İmparator Caracalla zamanında kaliteli sikkeler basılmış, halkın katkısıyla anıtsal yapılar inşa edilmiştir.
Hippodomik, yani ızgara planla düzenlenen kent yaklaşık 5 kilometrelik bir alana yayılır. Günümüze ulaşan yapılar arasında Anadolu’nun en büyük stadyumu, iki tiyatro, dört hamam kompleksi, beş agora, beş nympheum, iki ana giriş kapısı, meclis binası, tapınaklar, kiliseler ve anıtsal cadde bulunur. Kentin dört yanı nekropol alanlarıyla çevrilidir.
Hıristiyanlık tarihinde Laodikeia
Laodikeia, M.S. 4. yüzyıldan itibaren hac merkezi niteliği kazanmasıyla Hıristiyanlık âlemi için özel bir önem taşır. İncil’de adı geçen ve Anadolu’nun yedi ünlü kilisesinden biri kabul edilen Laodikeia Kilisesi, Büyük Constantinus zamanında, Hıristiyanlığın M.S. 313’te serbest bırakılmasının ardından yapılmıştır.
Fotoğraf: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı / muze.gov.tr