33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerinin Ali Vatansever’in Bir Arada Yalnız filmine gitmesi, ilk bakışta gecenin açık bir merkez kurduğunu düşündürüyor. Ancak 5 Ekim’de duyurulan sonuçların bütünü, ödül sezonunun daha çoğul bir sinema haritası çizdiğini gösteriyor. Günyüzü, Karanlıkta Islık Çalanlar, Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri, Moda Evlilik ve Ölü Köpekler Isırmaz farklı seçici kurulların dikkatini çekerken; uzun metraj yarışması tek bir estetik çizginin değil, birbirinden ayrışan yaratıcı imkânların yan yana var olduğu bir alanı işaret etti.
Büyük ödülün çevresinde kurulan çoğul tablo
Bir Arada Yalnız’ın En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Erkek Oyuncu ödülleriyle öne çıkması, bir filmin festival gecesinde taşıyabileceği ağırlığı görünür kıldı. Fatih Al’ın oyunculuk ödülü ile Onur Gözeten’in umut veren genç oyuncu ödülü de aynı yapımın oyuncu kadrosuna dönük ilgiyi tamamladı. Buna karşılık Altın Koza’nın asıl dikkat çekici tarafı, ödülün bütününü bu filmin etrafında kapatmamasıydı.
Banu Sıvacı’nın Günyüzü filmi Yılmaz Güney Ödülü’nü alırken yardımcı oyunculuk dallarında da iki ödül kazandı. Miraç Atabey’in Moda Evlilik’i jüri özel ödülüne değer görülürken Ege Damatoğlu genç kadın oyuncu ödülünü aldı. Tunç Şahin’in Canavar’ı ise izleyici oylarıyla belirlenen Adana İzleyici Ödülü’ne ulaştı. Bu dağılım, jürinin kararıyla salonun tercihi arasındaki mesafenin de üretken olabileceğini hatırlatıyor: Festival, yalnızca birincilik ilan eden değil, aynı yılın farklı sinema dillerini karşı karşıya getiren bir kamusal değerlendirme alanı olabiliyor.
Teknik emeğin görünür olduğu bir sonuç
Ödül listesinin belki de en anlamlı yönü, filmleri yalnızca yönetmenlik ve oyunculuk üzerinden okumaması. Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri, Hazar Ergüçlü’ye En İyi Kadın Oyuncu ödülünü getirirken görüntü yönetimi, kurgu ve sanat yönetimi dallarında da öne çıktı. Böylece filmin etkisinin tek bir performansa ya da tekil bir yaratıcı imzaya indirgenemeyeceği kabul edilmiş oldu. Sinemada atmosferin, ritmin ve mekân tasarımının taşıdığı anlatı gücü, ödül gecesinde görünür bir karşılık buldu.
Karanlıkta Islık Çalanlar’ın senaryo ve müzik ödüllerini alması da benzer bir işaret taşıyor. Pınar Yorgancıoğlu ve Emre Gülcan’ın senaryosu ile Alican Çamcı’nın müziği, bir filmin dünyasının yazı ve ses üzerinden nasıl kurulduğunu hatırlatıyor. Film-Yön jürisinin en iyi yönetmen ödülünü Yorgancıoğlu ile Vatansever arasında paylaştırması ise resmî ana jürinin sonucuna paralel ama ondan farklı bir eleştirel vurgu oluşturdu.
altın-koza
Yarışma değil, dolaşım meselesi
Altın Koza’nın uzun metraj sonuçları, ödül listesi kadar filmlerin bundan sonraki yolculuğu açısından da önemli. Festivalde görünürlük kazanan yapımların salonlara, yeni festivallere ve eleştiri ortamına nasıl taşınacağı; birinciliklerden daha kalıcı bir mesele. Özellikle SİYAD’ın En İyi Film ödülünü Nuri Cihan Özdoğan’ın Ölü Köpekler Isırmaz filmine vermesi, aynı seçkinin farklı bakışlarla yeniden okunabileceğini gösteriyor. Bir festivalin değeri, bütün izleyicileri tek bir hükümde birleştirmesinde değil; izleyicinin, eleştirmenin ve sektörün tartışmasını çoğaltmasında yatıyor.
Belgesel, kısa film, öğrenci filmi ve yapay zekâ kısa film yarışmalarında verilen ödüller de bu çerçeveyi genişletti. Aylin Kuryel’in Stella ile 8 Mart’ı belgesel dalında; Halil Tanışan’ın Otel’i ulusal kısa filmde; Çağatay Dörtyıldız’ın Başka Türlü’sü yapay zekâ kısa film yarışmasında öne çıktı. Altın Koza’nın bu yılki sonuçları, Türkiye sinemasının tek bir büyük film etrafında değil, farklı ölçeklerde üretilen ve birbirinden ayrı sorular soran işler üzerinden düşünülmesi gerektiğini söylüyor. Asıl mesele, bu çoğulluğun festival haftası bittiğinde de seyirciyle buluşacak kanalları koruyabilmek.



