Anyma’nın 12 Eylül’de Ataköy Marina Arena’da gerçekleştirmesi planlanan ÆDEN gösterisinin iptal edilmesi, İstanbul’un son yıllardaki en iddialı elektronik müzik buluşmalarından birini sahneye çıkmadan bitirdi. İptal kararının ardından bilet iadelerinin başlatılacağının duyurulması, tartışmayı söylenti düzeyinden çıkararak somut bir kültür-sanat meselesine dönüştürdü. Asıl mesele, bir DJ performansının gerçekleşip gerçekleşmemesinden daha geniş: Elektronik müzikte ses, görüntü ve dijital anlatı birbirinden ayrılmazken, bu bütünlüğü birkaç dolaşımdaki imge üzerinden okumak mümkün mü?
Bir konserden daha fazlası olarak tasarlanan sahne
Matteo Milleri’nin Anyma adıyla geliştirdiği sahne dili, klasik anlamda bir kulüp setine dayanmıyor. Dev ekranlara yayılan insan-makine figürleri, sinematik animasyonlar ve yüksek ölçekli ışık tasarımı, melodik tekno repertuvarına eşlik eden dekoratif unsurlar olmaktan çok, gösterinin anlatısal omurgasını kuruyor. ÆDEN de bu çizgiyi daha ileri taşıyan bir prodüksiyon olarak duyurulmuştu: teknoloji, bilinç, dijital beden ve gelecek tahayyülü çevresinde kurulan görsel-işitsel bir dünya. Bu tür gösterilerde görsel malzeme, müziğin arka planı değildir. Bas frekansının bedende yarattığı etki, ekranın kurduğu ölçeksizlik duygusuyla birleşir; seyirci hem konseri izler hem de içine giren bir atmosferle karşılaşır. Elektronik müzik sahnesinin son on yıldaki önemli dönüşümlerinden biri de burada yatıyor. DJ kabininin merkezde olduğu performans modeli, yerini giderek görsel sanat, oyun estetiği, mimari tasarım ve dijital efektin ortaklaştığı hibrit sahnelere bırakıyor. Dolayısıyla ÆDEN’i yalnızca bazı imgeler üzerinden değerlendirmek, eserin ses, süre, kurgu ve bağlamdan oluşan yapısını parçalamak anlamına geliyor. Bir sanat yapıtının eleştirilmesi elbette mümkündür; hatta gereklidir. Fakat eleştiri ile bağlamından koparılmış görüntülerin kesin hükme dönüştürülmesi arasında önemli bir fark vardır.
Belirsizlik, müzik kamusunu da yaralıyor
İptalin ilk günlerinde ortaya çıkan tablo, kültür-sanat alanında karar süreçlerinin nasıl iletişim kurulacağı sorusunu yeniden öne çıkardı. Etkinlik sayfaları ve bilet kanalları bir süre açık kalırken, kamuya sunulmuş ayrıntılı bir yazılı gerekçenin bulunmaması dinleyiciler, organizasyon ekibi ve sanatçı açısından belirsizliği büyüttü. Sonrasında organizatörün etkinliğin gerçekleşmeyeceğini doğrulamasıyla durum netleşti; ancak kararın hangi ölçütlere dayandığı konusundaki kamusal açıklık hâlâ sınırlı kaldı. Canlı müzik, yalnızca sanatçı ile dinleyici arasındaki ilişki değildir. Konserler, aylar süren prodüksiyon emeği; ses, ışık, güvenlik, ulaşım ve sahne çalışanlarının görünmeyen işçiliği; kent dışından gelen izleyicilerin planları ve bağımsız organizatörlerin ekonomik riski demektir. Son anda gelen iptaller, bu geniş ekosistemde yalnızca bilet alan kişiyi değil, kültürel üretimin bütün zincirini etkiler. Bu nedenle tartışmanın odağı, bir gösteriyi beğenip beğenmemek olmamalı. Asıl soru, sanatın kamusal dolaşımını doğrudan etkileyen kararların ne kadar şeffaf, öngörülebilir ve gerekçelendirilmiş olduğudur. Bir esere yönelik toplumsal itiraz ile etkinliğin bütünüyle ortadan kaldırılması arasındaki mesafe, kültürel çoğulluk açısından dikkatle korunması gereken bir alandır.
İstanbul sahnesi için kaybedilen ihtimal
İstanbul, elektronik müzik açısından uluslararası turnelerin uğradığı ama henüz kalıcı bir üretim merkezi olma potansiyelini bütünüyle açığa çıkaramamış bir şehir. Büyük kapasiteli açık hava mekânları, güçlü yerel DJ kuşağı ve genç dinleyici kitlesi bu potansiyeli besliyor. Buna karşılık uluslararası gösterilerin sürekliliği, yalnızca bilet satışına ya da yıldız sanatçıların popülerliğine bağlı değil; organizasyonların öngörülebilir bir çalışma iklimi bulmasına da bağlı. Anyma’nın iptal edilen İstanbul tarihi, bu açıdan tekil bir olay olarak kalmıyor. Elektronik müziğin güncel estetiğinin kentte nasıl karşılanacağına dair bir sınır testi hâline geliyor. Dijital imgeyle çalışan her sahne işinin aynı tartışmaya mahkûm olması gerekmiyor; fakat sanatın karmaşık anlatılarını peşin hükümlerle karşılamayan, eleştiriye açık ama yasakçılığa teslim olmayan bir kamusal zemine ihtiyaç var. ÆDEN İstanbul’da sahnelenmeyecek. Yine de geride bıraktığı soru, bir gecelik programdan uzun ömürlü: Bugünün konserleri yalnızca müzik dinlenen alanlar değilse, onları değerlendirmenin dili de yalnızca görüntünün ilk bakışta uyandırdığı tepkiye teslim edilebilir mi? İstanbul’un müzik kültürü, bu soruya vereceği yanıtla yalnızca bir etkinliği değil, gelecekte ağırlayabileceği sahneleri de belirleyecek.



