Arthur Jafa’nın 24 Eylül’de New Museum’da açılacak “I Am Tony” sergisi, sanatçının yaklaşık kırk yıla yayılan üretimini ilk kez ABD’de bu genişlikte bir müze çerçevesine yerleştiriyor. İki kata yayılan sergi; film, video yerleştirmesi, fotoğraf, resim ve heykeli aynı anlatıda buluştururken Jafa’nın temel meselesini yeniden görünür kılıyor: Siyah yaşamın yalnızca temsil edilmesi değil, kendine özgü temposu, kesintisi, öfkesi ve neşesiyle hissedilmesi. New Museum’ın yakın zamanda genişleyen binasında gerçekleşecek bu buluşma, kurumun yeni dönem programını da güçlü bir estetik ve politik soruyla açıyor.
Görüntünün İçinde Bir Ritim Aramak
Jafa’nın pratiğini yalnızca sinema diliyle açıklamak yetersiz kalır. Onun montajları, müzik klibi hızını arşiv görüntüsünün ağırlığıyla; gündelik kayıtların kırılganlığını popüler kültürün aşırı dolaşımıyla yan yana getirir. Bu yaklaşım, izleyiciden görüntülere uzaktan bakmasını değil, onların kurduğu yoğun akışın içinde kalmasını ister. Jafa’nın işlerinde ritim biçimsel bir süs değildir; tarihsel deneyimin taşıyıcısıdır. Kesilen, tekrar eden, hızlanan ya da ansızın susan görüntüler, siyah varoluşun Amerikan görsel kültüründe ne kadar sık parçalı ve eksik kayda geçirildiğini de açığa çıkarır.
Serginin adı, caz davulcusu Tony Williams’a gönderme yapıyor. Bu tercih, Jafa’nın görsel düşüncesinde cazın yerini işaret ediyor: Önceden belirlenmiş bir düzene itaat etmeyen, doğaçlama ile disiplin arasındaki gerilimden güç alan bir yapı. Sanatçının filmlerindeki tempo, çoğu zaman anlatıyı düz bir çizgide ilerletmek yerine duygusal sıçramalar yaratır. Böylece kişisel olanla kolektif olan, travmayla ihtişam, yasla kutlama aynı ekranın içinde karşılaşabilir.
Retrospektifin Asıl Sorusu: Kim, Nasıl Görünür?
“I Am Tony”, Jafa’nın en çok bilinen hareketli görüntü çalışmalarını yeni üretimlerle birlikte ele alacak. Bu kapsam, sergiyi bir başarı envanterinden daha fazlasına dönüştürüyor. Sanatçının erken dönem filmlerinden son yıllardaki büyük ölçekli video düzenlemelerine uzanan seçki, görüntünün siyah topluluklara dair yerleşik algıları nasıl ürettiğini; buna karşı sanatın nasıl başka bir görme biçimi kurabileceğini sorguluyor.
Jafa’nın sanatında siyah deneyim, tek bir kimlik anlatısına indirgenmez. Müzik, spor, aile albümleri, protesto, televizyon, reklam, şiddet görüntüleri ve yıldız kültürü aynı görsel evrende birbirine çarpar. Bu çarpışma, medyanın sürekli hızlandırdığı güncel hayatın pasif bir kaydı değildir. Aksine, hangi görüntünün ne zaman dolaşıma sokulduğunu, hangisinin unutulmaya bırakıldığını ve izleyicinin bu dolaşımda hangi konuma yerleştiğini sorar. Jafa’nın gücü, bu soruları didaktik bir açıklamaya kapatmadan, izleme deneyiminin bizzat içine yerleştirmesinde yatıyor.
New Museum İçin Bir Program Meselesi
Serginin New Museum’da açılması ayrıca kurumsal bir anlam taşıyor. Müzenin genişleme sonrasındaki programı, çağdaş sanatın yalnızca yeni isimlerini değil, güncel görsel rejimlerin hangi tarihsel yüklerle çalıştığını da tartışmaya açma iddiası taşıyor. Jafa’nın sergisi bu bakımdan yeni binayı yalnızca daha fazla eserin sergileneceği bir alan olarak değil, bakma alışkanlıklarının sınanacağı bir kamusal zemin olarak kullanıyor.
Bugünün görüntü ekonomisinde her şeyin anlık olarak tüketildiği, acının bile hızla kaydırılıp geçildiği bir ortamda Jafa’nın işleri izleyiciyi yavaşlatmaktan çok başka türlü hızlanmaya zorlar: Görüntüler arasındaki tarihsel bağlantıları kurmaya, müziğin taşıdığı hafızayı duymaya ve estetik haz ile politik rahatsızlığın aynı anda var olabileceğini kabul etmeye. “I Am Tony” bu nedenle sonbahar sergi takvimindeki büyük bir retrospektiften ibaret değil. Sanatın, dolaşımdaki sayısız imge karşısında hâlâ ortak bir hafıza ve dikkat alanı kurup kuramayacağına dair ciddi bir sınama.



