33. Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali, 12 Eylül akşamı Antalya Devlet Opera ve Balesi’nin Attila yorumu ile başladı. 12-26 Eylül arasına yayılan altı temsillik program, ilk bakışta tanıdık bir festival formülü izliyor: Verdi, Tolstoy, Carl Orff ve Haçaturyan; opera, bale ve sahne kantatı; yerli bir kurumla uluslararası bir topluluğun yan yana gelişi. Fakat Aspendos’u önemli kılan yalnızca bu repertuvarın büyüklüğü değil. Festival, opera ve baleyi kapalı salonların seçkinci alışkanlığından çıkarıp tarihî bir kamusal mekânın akustiği, ölçeği ve gece ritmiyle karşı karşıya getiriyor.
Antik mekânın yükü sahne tasarımını da değiştiriyor
Aspendos Antik Tiyatrosu, sahne sanatları için nötr bir zemin değil. Yapının taş basamakları, geniş izleyici kapasitesi ve açık hava koşulları, her temsili mekânla müzakere eden bir olaya dönüştürüyor. Bu nedenle festivaldeki bir opera prodüksiyonu, yalnızca dekorun antik duvarlar önünde etkileyici görünmesiyle değerlendirilemez. Sesin orkestradan seyirciye ulaşma biçimi, oyuncunun jestini büyütme ihtiyacı, ışığın karanlıkla ilişkisi ve kalabalık sahnelerin düzeni doğrudan mekânın koşullarına bağlıdır. Aspendos’taki temsil, sahneleme kararlarını görünür kılan bir sınav alanı hâline gelir.
Açılıştaki Attila bu açıdan yerinde bir seçimdi. Verdi’nin iktidar, sadakat, intikam ve aidiyet ekseninde ilerleyen operası; tarihsel bir figürü yalnızca kahramanlık anlatısına sıkıştırmayan, çatışmanın içindeki kırılgan ilişkileri de taşıyan bir yapı sunuyor. Yaklaşık 250 kişilik kadrosuyla sahnelenen yapımın geniş ölçeği, antik tiyatronun mimarisiyle doğal bir karşılaşma yaratıyor. Ancak bu karşılaşmanın değeri, geçmişe ait bir atmosfer üretmesinde değil; güncel bir opera kurumunun büyük kadrolu çalışma kapasitesini açıkça sergilemesinde yatıyor.
Repertuvarda klasiklerin birbirinden farklı ağırlığı
Festivalin 15 Eylül’de sunacağı Anna Karenina, anlatı yoğunluğu yüksek edebî bir dünyayı bale aracılığıyla taşıyacak. Ardından 19 ve 21 Eylül’de Carmina Burana sahneye gelecek. Orff’un, ritmik saldırganlığı ve koro merkezli yapısıyla büyük açık hava sahnelerine elverişli görünen eseri, burada ilk kez iki temsille programlanıyor. Bu tercih, festivalin yalnızca tanınmış başlıklara yaslanmadığını; opera ile bale arasındaki alanları da dikkate aldığını gösteriyor. Sahne kantatı, dramatik karakter örgüsünden çok ses, koro, ritim ve toplu hareket üzerinden çalışan bir form olarak programın dengesini değiştiriyor.
Kapanışta 25 ve 26 Eylül’de Kazakistan’dan Abay Adına Kazak Ulusal Opera ve Bale Tiyatrosu’nun Spartaküs balesi yer alacak. Bu konukluk, uluslararası festival ifadesine somut bir içerik kazandırıyor. Haçaturyan’ın müziğiyle özgürlük mücadelesini merkeze alan Spartaküs, büyük topluluk sahneleri ve kuvvetli dramatik çizgisiyle Aspendos’un ölçeğine uygun bir final vadediyor. Yine de asıl dikkat çekici olan, konuk topluluğun festivalin kapanışına yerleştirilmesi: Uluslararası katılım, programın kenarında duran bir jest değil, bütünün son sözünü kuran unsur olarak düşünülmüş.
Festivalin meselesi erişim ve süreklilik
Aspendos Opera ve Bale Festivali’nin 33. edisyonu, Türkiye’deki sahne sanatları takviminin süreklilik taşıyan nadir açık hava buluşmalarından biri olduğunu hatırlatıyor. Bu süreklilik tek başına bir başarı ölçütü sayılmaz; festivalin her yıl repertuvar, sanatçı dolaşımı ve izleyici ilişkisi bakımından kendini yenilemesi gerekir. Yine de opera ve balenin şehir merkezlerindeki yerleşik salonlarla sınırlı olmadığını göstermek bakımından Aspendos’un ayrı bir yeri var. Burada izleyici, yalnızca bir temsile değil, tarihî bir mekânın güncel sanat üretimi için yeniden kullanıldığı ortak bir zamana katılıyor.
Festivalin güçlü tarafı da tam burada beliriyor: Antik tiyatroyu nostaljik bir dekor olarak dondurmak yerine, onu yaşayan bir sahneye dönüştürme ihtimali. Attila ile başlayan, Anna Karenina, Carmina Burana ve Spartaküs ile devam eden program bu ihtimali farklı sahne dilleri üzerinden sınayacak. Başarısı, taşların arasında yükselen görkemden çok; bu eserlerin bugün hangi seyirciye, hangi duygusal ve düşünsel açıklıkla ulaştığında aranmalı.


