Berlin’deki Kulturforum’da yükselen Berlin Modern, henüz tamamlanmadan ilk kez bir sergi mekânı olarak açıldı. 10–13 Eylül tarihleri arasında görülebilen Gordon Matta-Clark. On Site, müzenin ham beton yüzeyleri ve bitmemiş iç mekânı içinde sanatçının beş yapıtını bir araya getiriyor. Bu, bir şantiyeyi alışılmadık bir sergi dekoruna dönüştüren geçici bir jestten daha fazlası: Müze mimarlığının, kapılarını ancak eksiksiz ve pürüzsüz hâle geldiğinde açması gerektiği fikrine doğrudan bir itiraz.
Yapım hâlindeki yapının içinde mimarlıkla hesaplaşmak
Gordon Matta-Clark’ın pratiği için bundan daha isabetli bir bağlam düşünmek güç. Sanatçı, 1970’lerde terk edilmiş ya da yıkıma hazırlanmış yapılara yaptığı kesilerle mimarlığı yalnızca tasarlanmış bir kabuk olarak değil, ekonomik kararların, mülkiyet ilişkilerinin ve kent politikalarının taşıyıcısı olarak ele almıştı. Splitting, Conical Intersect, City Slivers, Clockshower ve Office Baroque gibi çalışmalar, duvarı ya da döşemeyi güven veren sınırlar olmaktan çıkarıp bakışın, hareketin ve toplumsal eşitsizliğin nesnesine dönüştürür.
Berlin Modern’in tamamlanmamış sergi salonunda bu işlerin gösterilmesi, sanatçının yıkımın eşiğindeki binalarla kurduğu ilişkiyi tersyüz ediyor. Burada izleyici, yok olmak üzere olan bir yapının yarıklarıyla değil; henüz kültürel işlevini edinmemiş yeni bir kurumun açıklıklarıyla karşılaşıyor. Birinde mimarlık çözülür, diğerinde ise mimarlık daha oluşurken kamusal anlam kazanmayı dener. Serginin kuvveti, bu iki zamanı aynı mekânda üst üste bindirmesinde yatıyor.
Müzenin en dürüst yüzü: Bitmemişlik
Yeni müzeler çoğu zaman açılış günlerinde kusursuz bir imge üretmek ister: temiz cepheler, tamamlanmış peyzaj, kusursuz ışık ve oturmuş bir ziyaretçi rotası. Oysa kültür yapılarının gerçekliği bundan daha karmaşıktır. Finansman modelleri, gecikmeler, değişen beklentiler, inşaatın çevreye etkisi ve koleksiyonların nasıl temsil edileceği gibi meseleler, binanın bitiş kurdelesi kesilene dek görünmez kalır. Berlin Modern’deki bu kısa süreli açılış, müzenin arka planını öne çekiyor; yapının yalnızca gelecekteki prestijini değil, bugünkü maddeselliğini de ziyaretin parçası yapıyor.
Ancak bu deneyimin çelişkisi de açık. Şantiye koşulları nedeniyle mekân engelsiz erişime uygun değil ve ziyaret, sınırlı kapasiteli zamanlı biletlerle gerçekleşiyor. İnşaat hâlindeki bir kültür yapısını kamusallaştırmak önemli bir fikir olsa da kamusallığın fiziksel erişimden ayrı düşünülemeyeceğini hatırlamak gerekiyor. Müzenin bitmemiş hâli izleyiciye açılırken, bu açıklığın kimleri dışarıda bıraktığı sorusu da yapının taşıyıcı sistemlerinden biri kadar görünür olmalı.
Kulturforum için küçük ama yön değiştirici bir prova
Herzog & de Meuron imzalı Berlin Modern’in, Neue Nationalgalerie ile Berlin Filarmoni çevresindeki yoğun kültür alanına yeni bir odak eklemesi bekleniyor. Fakat Matta-Clark sergisi, binanın gelecekte ne kadar büyük bir koleksiyona ev sahipliği yapacağından önce, nasıl bir kültürel davranış geliştireceğiyle ilgileniyor. Müze, yalnızca eserleri koruyan ve sergileyen bir yapı mı olacak; yoksa kendi yapım sürecini, kentin tartışmalarını ve izleyicinin eleştirel varlığını içeri alan bir kurum mu?
Bu dört günlük buluşma elbette tüm soruları çözmüyor. Yine de yeni kültür yapılarının tamamlanmayı beklemeden düşünce üretebileceğini gösteriyor. Matta-Clark’ın yapıları keserek açtığı boşluklar, Berlin’de bu kez bir müzenin henüz kapanmamış ihtimallerine bakmak için kullanılıyor. Asıl değerli olan da binanın geçici olarak sanatla dolması değil; müzeciliğin, kendi inşa hâlini saklamak yerine tartışmaya açabilme cesareti.



