4. Uluslararası Dijital Film Festivali İstanbul, 16-20 Ekim tarihleri arasında kısa filmi yalnızca genç sinemacıların vitrini olarak değil, dijital dönüşümün estetik ve etik sorularını tartışan bir alan olarak ele alıyor. İstanbul’a yayılan beş günlük program; gösterimleri, konuşmaları, bir atölyeyi ve ödül gecesini aynı hat üzerinde buluşturuyor. Festivalin odağındaki asıl soru, teknolojinin sinemaya ne eklediğinden çok, yaratıcı kararın ve insan deneyiminin bu değişim içindeki yerini nasıl koruyacağı. Bu nedenle program, yapay zekâ destekli üretimlere ayrı bir alan açarken pelikulden dijitale geçişi de yeniden tartışmaya davet ediyor.
Başlangıç noktası: AKM’de anlatının dönüşen yüzleri
16 Ekim Cuma günü AKM Yeşilçam Sineması’nda başlayacak program, festivalin düşünsel çerçevesini en yoğun biçimde bir araya getiriyor. Gün içinde Türkiye, Polonya, Çin, Almanya ve Hindistan gibi farklı üretim coğrafyalarından kısa filmler gösterilecek. Kurmaca, belgesel, animasyon, deneysel film ve yapay zekâ destekli işlerin yan yana gelmesi, dijital sinemanın tek bir biçime indirgenemeyeceğini hatırlatıyor.
Açılış günü seçkisinde Türkiye’den Sound: İstanbul belgeseli ile Make A Wish adlı yapay zekâ destekli çalışma özellikle dikkat çekiyor. Aynı programda yer alan uluslararası filmler, yeni teknolojilerin görüntü üretme kapasitesinden ziyade hikâye kurma, emek, temsil ve seyir deneyimi üzerindeki etkilerini karşılaştırmalı biçimde düşünmek için bir zemin sunuyor. Akşam gerçekleştirilecek açılış konuşması ise insan merkezli dijital dönüşüm başlığını yaratıcı sorumluluk meselesine bağlayacak.
AKM’deki bu ilk gün, festivalin tamamını izleyemeyecek olanlar için de güçlü bir giriş noktası. Çünkü seçkinin iki ayrı bölümünde dönüşen anlatılar ile insan, dünya ve gelecek başlıkları altında kurulan hat, sonraki günlerin tartışmalarına yön veriyor.
Müze Gazhane’de kısa film, atölye ve karşılaşma
17 ve 18 Ekim’de program Müze Gazhane T Atölye’ye taşınıyor. Cumartesi günkü gösterimler, hikâye, insan ve yeni anlatılar ekseninde daha yoğun bir kısa film buluşması kuruyor. Aynı gün yapılacak yaratıcı fikir ve hikâye anlatıcılığı atölyesi, dijital çağda özgünlüğün yalnızca teknik araçlarla açıklanamayacağını vurgulayan bir tamamlayıcı olarak öne çıkıyor.
Pazar günü ise farklı türlerdeki finalist filmler tek bir akışta izlenebilecek. Bu bölüm, izleme planını bir yönetmen adı ya da tekil bir ülke sineması üzerinden değil, biçimlerin karşılaşması üzerinden yapmak isteyenler için değerli. Animasyonun soyutlama imkânı, belgeselin kayıtla kurduğu ilişki, deneysel filmin ritmi ve yapay zekâ destekli işlerin üretim yöntemi; kısa film ölçeğinde birbirini sınayan ayrı yönelimler olarak beliriyor.
Müze Gazhane durağı, festivalin kamusal niteliğini de görünür kılıyor. Gösterim ile atölyenin aynı mekânda buluşması, filmi bitmiş bir ürün olarak tüketmek yerine, anlatının nasıl kurulduğuna dair ortak bir düşünme alanına dönüştürüyor.
19-20 Ekim: Sektör soruları ve ödül gecesi
19 Ekim Pazartesi günü Özyeğin Üniversitesi’nde gerçekleşecek akademik partner programı, festivalin tartışma tarafını derinleştiriyor. Pelikulden dijitale sinema ve televizyon sektörünün dönüşümü üzerine konuşmanın ardından altı kısa film gösterilecek. Günün ikinci söyleşisi ise dijital platformlar çağında izleyici, hikâye ve yaratıcı karar arasındaki ilişkiye odaklanacak. Böylece festival, teknolojik yenilikleri yalnızca üretim araçları bakımından değil, izleyiciyle kurulan bağ ve anlatının hedefi üzerinden de ele almış olacak.
20 Ekim Salı akşamı Fişekhane Ana Sahne’deki kapanış ve ödül töreni, festivalin yarışma bölümünü görünür kılacak. Ana ödüllerin yanı sıra yönetmenlik, senaryo, görüntü yönetimi, kurgu, sanat yönetimi ve ses-müzik gibi alanlarda verilecek ödüller, kısa filmin kolektif üretim niteliğini hatırlatıyor.
Bu festival için en verimli rota, 16 Ekim’de AKM’deki açılış seçkisiyle başlamak; 17 veya 18 Ekim’de Müze Gazhane’de filmler arasındaki biçim farklarını izlemek; 19 Ekim’de ise dijitalleşmenin endüstri ve izleyici üzerindeki etkisini tartışan konuşmalara yönelmek. Ücretsiz programın dört farklı kültür ve eğitim mekânına yayılması, kısa filmin İstanbul’daki dolaşımını merkezî bir salondan çıkarıp şehrin farklı ritimlerine bağlayan esas tercih olarak öne çıkıyor.



