Göğe Yazılmış Bir Alp, Ziya Gökalp’in yaşamını ve fikir dünyasını sahneye getiren bir biyografi tiyatrosu olmanın ötesine geçmeye çalışan bir turneyle Balkanlar’a açıldı. Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı, 9 Eylül’de Gostivar’daki ilk yurtdışı temsilinin ardından 10 Eylül’de Üsküp Komedi Tiyatrosu’nda seyirci karşısına çıktı. Turnenin son durağı, 13 Eylül’de 2. Uluslararası Prizren Türkçe Tiyatro Festivali’nin kapanışına ev sahipliği yapacak Kosova’daki Prizren. Böylece bir tarihsel kişilik etrafında kurulan sahne anlatısı, Türkiye’den Balkanlar’a uzanan dolaşımında yalnız bir eseri değil, hangi hafızaların kamusal alanda konuşulabildiğini de gündeme getiriyor.
Biyografiden sahne düşüncesine
Derya Özer’in yazdığı, Cem Sel’in yönettiği tek perdelik yapımda Ziya Gökalp’i Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Murat Kesim canlandırıyor. Oyunun çerçevesi, Gökalp’in çocukluğundan Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına uzanan düşünsel rotayı; kültür, dil, millet, kimlik ve ideal arayışı gibi büyük başlıklarla birlikte ele alıyor. Bu tür bir malzemenin tiyatro açısından güçlüğü açıktır: Düşünceyi kuru bir kronolojiye, tarihsel kişiliği de değişmez bir simgeye dönüştürmeden sahnede canlı tutmak gerekir. Biyografi tiyatrosu, özellikle fikir insanlarını konu aldığında, seyirciden yalnızca bilgi edinmesini değil, fikirlerin oluştuğu koşulları hissetmesini bekler. Bir hayat öyküsünün dramatik karşılığı; tarihler, dönüm noktaları ve etkili cümleler toplamı değildir. Karakterin tereddütleri, döneminin gerilimleri ve düşüncesinin günümüze bıraktığı tartışma alanı görünür olduğunda sahne, anma töreninin sınırlarından çıkar. Göğe Yazılmış Bir Alp’in Balkanlar yolculuğu da eserin bu sınırı ne ölçüde zorlayabildiği sorusunu daha önemli kılıyor.
Turne neden yalnızca kültürel temsil değil?
Gostivar, Üsküp ve Prizren hattı, Türkçe tiyatronun yurtdışı dolaşımında alışıldık bir turne güzergâhı gibi okunmamalı. Bu şehirlerde farklı dillerin, aidiyetlerin ve tarih anlatılarının iç içe geçtiği bir kamusal alan var. Dolayısıyla Türkiye’den gelen bir yapımın burada oynanması, metnin içeriği kadar karşılaştığı seyirci topluluğuyla da anlam kazanıyor. Tiyatro, ortak bir dili hazır bulduğu için değil; aynı kelimelerin farklı tarihsel deneyimlerde nasıl yankılandığını açığa çıkarabildiği için önem taşıyor. Turnenin Devlet Tiyatroları, TÜRKSOY ve Yunus Emre Enstitüsü iş birliğiyle gerçekleşmesi, yapımı kültürel diplomasi alanına da yerleştiriyor. Fakat sahne sanatının değeri, kurumlar arası görünürlüğün ötesinde başlar. Başarılı bir kültürel karşılaşma, kendi anlatısını yalnızca taşıyan değil, gittiği yerdeki izleyicinin hafızasıyla temas etmeyi göze alan yapıttır. Bu nedenle Prizren’deki kapanış temsili, takvimdeki son duraktan çok, yapımın farklı bir seyirci bağlamında yeniden okunacağı an olarak görülebilir.
Anma yılı ile repertuvar arasında
2026’nın Ziya Gökalp’in doğumunun 150. yılı dolayısıyla anma yılı olarak değerlendirilmesi, yapımın ortaya çıktığı çerçeveyi belirliyor. Ancak anma programlarının sahne sanatları için verimli olup olmadığı, yalnızca seçilen konuya değil, seçilen biçime bağlıdır. Tiyatro tarihsel bir ismi yeniden hatırlatabilir; daha önemlisi, onu güncel soruların içine yerleştirebilir. Kimliği kim kurar? Dil, kültür ve yurttaşlık arasındaki ilişki nasıl anlatılır? Bir düşünürün mirası, onu tek bir yorumda sabitlemeden nasıl konuşulur? Göğe Yazılmış Bir Alp’in Balkanlar turnesi, bu soruların tamamına kesin yanıt verdiğini iddia etmiyor. Yine de güncel tiyatro gündemi içinde anlamlı bir eşik oluşturuyor: Türkiye’de üretilen tarihsel bir anlatının, sınırın ötesinde Türkçe tiyatro festivali ve yerel sahneler aracılığıyla dolaşıma girmesi. Bu dolaşımın kalıcı karşılığı, turne tamamlandıktan sonra da yeni ortak yapımlara, çeviri girişimlerine ve karşılıklı repertuvar alışverişine alan açabilmesinde yatacak. Sahne, ancak o zaman temsil edilen geçmişin değil, birlikte kurulabilecek geleceğin de mekânı olur.



