Filistinli şair ve romancı İbrahim Nasrallah, 28-30 Eylül günlerinde Oklahoma Üniversitesi’nde düzenlenen edebiyat buluşmasında 2026 Neustadt Uluslararası Edebiyat Ödülü’nü aldı. Elli bin dolarlık para ödülü, gümüş tüy ve sertifikayla verilen bu ödül, Nasrallah’ın edebî üretimini tek bir kitap üzerinden değil, şiirden romana uzanan bütünlüklü çalışması üzerinden değerlendirdi. Törenin asıl önemi ise bir ödül sonucundan çok, Arapça yazan bir yazarın dünya edebiyatı kurumları içindeki görünürlüğüne açtığı yeni tartışmada yatıyor.
Bir külliyatın ödülü, bir dilin görünürlüğü
Nasrallah’ın adı uzun zamandır Filistin anlatısının farklı biçimlerini birlikte düşünen okurlar için önemliydi. Şiir, roman, eleştiri, resim ve fotoğraf arasında çalışan yazarın üretimi; yerinden edilme, hafıza, kimlik ve direnç gibi başlıkları yalnız tarihsel bir arka plan olarak değil, anlatının kurucu unsurları olarak ele alıyor. Ödül jürisinin temsil metni olarak Zamanın Beyaz Atları’nı seçmesi de bu nedenle anlamlı. Roman, bireysel kaderi geniş bir toplumsal hafızanın içine yerleştirirken Filistin deneyimini dar bir güncel haber çerçevesine sıkıştırmayan bir edebiyat anlayışını öne çıkarıyor.
Neustadt’ın iki yılda bir roman, şiir ve tiyatro alanlarındaki toplam edebî başarıyı gözeterek verilmesi, bu kararı özellikle dikkat çekici kılıyor. Güncel yayıncılık ikliminde uluslararası dolaşıma giren pek çok metin, çoğu zaman tek bir tema ya da politik bağlamın temsilcisi gibi okunuyor. Nasrallah’ın ödüllendirilmesi ise Arapça edebiyatı yalnızca krizlerin dili olarak değil; biçim, tür, tarih ve estetik arayış bakımından zengin bir üretim alanı olarak ele alma imkânı sunuyor.
Çeviri, törenin merkezindeki görünmez sahne
Üç günlük programın şiir okumaları, konuşmalar ve kitap buluşmalarıyla kurulması; edebiyat ödüllerinin yalnızca bir sonuç açıklaması olmadığını hatırlattı. Nasrallah’ın şiirlerinden yapılan iki dilli okuma, bu açıdan programın en güçlü ayrıntılarından biriydi. Çünkü uluslararası ödüllerde yazarın adı öne çıksa da başka dildeki okurla kurulan asıl ilişki çoğu kez çevirinin emeğiyle mümkün olur. Bir yapıtın yeni bir dile geçmesi, yalnızca kelimelerin karşılıklarını bulmak değildir; tarihsel göndermelerin, ritmin, anlatı tonunun ve kültürel hafızanın yeniden kurulmasıdır.
Bu nedenle Nasrallah’ın ödülü, çeviri yayıncılığı için de önemli bir çağrı niteliği taşıyor. Arapçadan Türkçeye yapılan nitelikli çeviriler, Türkiye’deki okurun bölgenin edebiyatıyla kurduğu ilişkinin en canlı kanallarından biri. Ancak bu ilişki, yalnızca gündemin zorunlu kıldığı kitap seçimleriyle sınırlı kalmamalı. Şiir, tarihsel roman, aile anlatısı, çocukluk hafızası ve deneysel biçimler de aynı dolaşımın parçası olmalı. Uluslararası bir ödülün görünürlük etkisi, ancak yayınevleri ve çevirmenler farklı türlerdeki bu sürekliliği kurabildiğinde kalıcılaşabilir.
Edebiyatın siyasi bağlamı aşmadan onun içinde kalması
Nasrallah’ın ödülünün Filistin meselesinin ağır güncel bağlamından bağımsız okunması elbette mümkün değil. Fakat edebiyatın değerini yalnızca güncel siyasetin açıklayıcı notuna indirgemek de yazarın kurduğu dünyayı eksiltir. Onun metinlerinin gücü, tarihsel şiddeti ve yersiz yurtsuzluğu soyut bir sloganın malzemesi yapmamasında; bunları karakterlere, mekânlara, kuşaklara ve dile dağıtmasında aranmalı. Böylece edebiyat, tanıklık ile sanat arasında zorunlu bir tercih yapmadan ilerleyebilir.
Bu ödül, dünya edebiyatı alanındaki temsil dengesizliğini bir anda değiştirecek bir dönüm noktası olarak görülmemeli. Yine de güçlü bir işaret taşıyor: Arapça yazılan edebiyatın küresel kanonda daha görünür olması, tekil bir başarı hikâyesinden değil, çeviri ağlarından, bağımsız yayınevlerinden, üniversite programlarından ve ısrarlı okurluktan geçiyor. İbrahim Nasrallah’ın Neustadt sahnesindeki yeri, tam da bu uzun ve müşterek emeğin görünür hâle geldiği yerde önem kazanıyor.



