İstanbul Modern’in 8 Eylül’de açılan “Aynı Mavinin Altında” başlıklı yeni koleksiyon sergisi, bir müzenin sahip olduğu yapıtları yeniden duvara asmanın ötesine geçiyor. 119 sanatçının 230 yapıtını buluşturan seçki, Türkiye’de modern ve çağdaş sanatın 1940’lardan bugüne uzanan serüvenini uluslararası sanatçılarla kurulan ilişkiler içinde düşünmeye davet ediyor. Serginin müzenin farklı katlarına yayılması da bu niyeti güçlendiriyor: Koleksiyon, tek bir kronolojiye sığan kapalı bir arşiv değil; dönemler, kuşaklar ve coğrafyalar arasında hareket eden canlı bir tartışma alanı olarak ele alınıyor.
Koleksiyon sergisine yeni bir görev
Koleksiyon sergileri çoğu zaman kurumların hafızasını temsil eder; hangi yapıtların korunduğunu, hangi sanat tarihinin önemsendiğini ve hangi eksiklerin hâlâ görünür kılınmayı beklediğini gösterir. “Aynı Mavinin Altında”nın asıl ağırlığı burada beliriyor. Sergi, İstanbul Modern’in kuruluşundan bu yana büyüttüğü birikimi sabit bir kanon halinde sunmak yerine, onu yeniden düzenleyerek sorular soruyor. Türkiye sanatının soyutlama deneyimleri, figürün değişen anlamı ve farklı estetik yönelimleri tarihsel bir hat üzerinde belirirken; 2000 sonrası üretimler kimlik, kent, göç, savaş, hafıza ve doğa gibi bugünün belirleyici meseleleri etrafında yoğunlaşıyor.
Bu iki yönlü yapı, Türkiye’deki sanat tarihini yalnızca yerel gelişmelerin toplamı olarak okumayı reddediyor. Fahrelnissa Zeid, Abidin Dino, Füreya Koral, Neşet Günal, Burhan Doğançay ve Gülsün Karamustafa gibi farklı dönemlerin kurucu isimleri; Julie Mehretu, William Kentridge, Tracey Emin, Olafur Eliasson ve Haegue Yang gibi uluslararası sanatçılarla aynı anlatı içinde karşılaşıyor. Bu karşılaşmaların değeri, sanatçıları ortak bir üsluba indirgemesinde değil; benzer soruların farklı tarihsel koşullarda nasıl biçimlendiğini izlemeye imkân vermesinde.
Mavinin kurduğu ortak zemin
Sergiye adını veren mavi, burada salt görsel bir tercih değil. Deniz, ufuk, mesafe, düş ve özgürlük çağrışımları taşıyan renk, birbirinden uzak görünen yapıtların arasındaki geçirgenliği vurguluyor. Ancak serginin en güçlü tarafı, bu şiirsel çerçeveyi kolaycı bir birlik duygusuna dönüştürmemesi. Aynı rengin altında buluşan sanatçılar, ortak bir dünyayı değil; çoğu zaman çatışmalı, kırılgan ve eşitsiz deneyimleri temsil ediyor. Kentin dönüşümü, hareket hâlindeki bedenler, göçün yarattığı kopuşlar ya da doğaya yönelik kaygılar, farklı tekniklerde ve farklı kuşaklarda yeniden beliriyor.
Resim, video, fotoğraf, heykel ve yerleştirmenin birlikte kullanılması da bu çoğulluğu destekliyor. İzleyici bir sanat tarihinin doğrusal ilerleyişini takip etmek yerine, medyumların birbirini nasıl dönüştürdüğünü görüyor. Soyut kompozisyonların yanındaki güncel görüntü üretimleri, figürün geçmişteki ve bugünkü politik anlamlarını karşılaştırmaya açıyor. Böylece sergi, biçimsel benzerliklerden çok düşünsel gerilimleri öne çıkarıyor.
Yeni yapıtlar, değişen müze fikri
Seçkide 43 yapıtın ilk kez izleyiciyle buluşması, serginin kurumsal önemini artırıyor. Bir koleksiyonun genişlemesi yalnızca eser sayısının artması anlamına gelmez; müzenin hangi tarihlere, sanatçılara ve anlatılara yer açtığını da değiştirir. İstanbul Modern’in bu sergide kamusal alanlarını da koleksiyon anlatısına dahil etmesi, müzenin sergi salonu ile dolaşım alanı arasındaki sınırı gevşetiyor. Koleksiyon, belirli odalara ayrılmış bir sahiplik göstergesi olmaktan çıkıp ziyaretçinin müze içindeki hareketine eşlik eden bir çevreye dönüşüyor.
31 Aralık 2027’ye kadar açık kalacak “Aynı Mavinin Altında”, kısa süreli sergi takviminin hızına kapılmayan bir öneri sunuyor. Bu uzun süre, seçkinin yalnızca açılış anına değil, zaman içinde gelişecek tartışmalara da alan tanıyacağı anlamına geliyor. İstanbul Modern, onuncu koleksiyon sergisiyle Türkiye sanatının geçmişini muhafaza etmekle yetinmiyor; o geçmişin bugün hangi ilişkiler, çatışmalar ve sorular aracılığıyla yeniden görülebileceğini araştırıyor.



