212 Photography Istanbul’un dokuzuncu edisyonu, 26 Eylül–11 Ekim 2026 tarihleri arasında fotoğrafı yalnızca galeride karşılaşılan bir imge olmaktan çıkarıp İstanbul’un mimarisi, arşivleri ve gündelik hareketiyle ilişkilendiriyor. Fotoğrafın 200. yılı çevresinde kurulan program, Tophane’den Galata’ya, Eski Posta Han’dan bağımsız sergi mekânlarına uzanan 25’in üzerindeki durakta şekilleniyor. Bu genişlik, festivali tek tek sergilerden oluşan bir takvimden çok, görüntünün şehir içinde nasıl dolaştığını düşündüren bir güzergâha dönüştürüyor.
H2: Başlangıç Noktası: Dünyaya Yukarıdan Bakmak
Rotaya Tophane-i Âmire Kültür ve Sanat Merkezi’nden başlamak, festivalin ölçeğini kavramak için yerinde bir tercih. Yann Arthus-Bertrand’ın 1970’lerden bugüne uzanan üretimini odağa alan sergi, hava fotoğrafını estetik bir seyir alanının ötesine taşıyor. Yeryüzünün biçimleri, yerleşimlerin büyümesi ve insanın doğayla kurduğu gerilimli ilişki bu işlerin ana eksenini oluşturuyor. Tarihî bir yapının içinde gezilecek bu seçki, fotoğrafın belge olma gücüyle çevresel sorumluluk arasındaki bağı görünür kılıyor. Festivaldeki diğer duraklara geçmeden önce, kadrajın hangi mesafeden kurulduğu sorusunu açık tutuyor.
H2: Gündelik Hayatın Keskin Renkleri
Galata Rum Okulu’ndaki Martin Parr retrospektifi “Short & Sweet”, festivalin en güçlü duraklarından biri olmaya aday. Parr’ın tüketim alışkanlıklarına, boş zamana, turizme ve sınıfsal jestlere yönelen fotoğrafları; parlak renkleri ve mizahı sayesinde ilk bakışta hafif görünür. Ancak bu hafiflik, gündelik hayatın tuhaflıklarını saklamayan dikkatli bir gözle birlikte çalışır. Galata’nın çok katmanlı hafızasına sahip okul binasında bu seçkiyi görmek, fotoğraflardaki kamusallık duygusunu ayrıca güçlendirebilir. Bu durak, fotoğrafın büyük olayları aramak yerine sıradan olanın içindeki toplumsal işaretleri nasıl çoğalttığını hatırlatıyor.
H2: Arşivden Modaya, Brezilya’dan İstanbul’a
Eski Posta Han’daki “On Construction: Brazilian Modernist Photography”, festivalin tarihsel bakışı uluslararası bir örnek üzerinden derinleştiren sergilerinden. Brezilya modernizminin görsel dünyasını biçimlendiren fotoğrafçıları buluşturan seçki, mimarlık, kentleşme ve ulusal tahayyül arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Fotoğrafın modernleşme anlatılarında nasıl rol oynadığıyla ilgilenenler için bu sergi, yalnızca Brezilya’ya dair bir bölüm değil; İstanbul’un kendi dönüşümünü düşünmek için de verimli bir karşılaşma sunuyor.
Frank Horvat’ın “Please Don’t Smile” başlıklı sergisi ise moda fotoğrafının stüdyo disiplinini sokaktaki doğal jestlerle kıran bir yaklaşımı öne çıkarıyor. Poz vermenin yerini hareketin, kusursuz kontrolün yerini tesadüfün aldığı bu çizgi, modanın belgeyle kurduğu yakın ama çoğu zaman görünmez bağı açığa çıkarıyor. 212 Studio’daki “Colors of Scandinavia” da doğa, ışık, kimlik ve yaşam kültürü etrafında farklı İskandinav fotoğrafçıları yan yana getirerek bu diyaloğu güncel üretimlere taşıyor.
H2: Türkiye’nin Fotoğraf Belleğine Ayrılan Alan
Festivalin en önemli yönlerinden biri, uluslararası retrospektiflerle yetinmeyip Türkiye’deki fotoğraf arşivlerinin korunması ve erişime açılması meselesine de yer vermesi. Bülent Eczacıbaşı Vakfı Fotoğraf Araştırma Merkezi’nin programdaki sergisi, fotoğrafın yalnızca çağdaş sanat piyasasında dolaşan bir nesne olmadığını; aile albümlerinden basın arşivlerine, kişisel koleksiyonlardan kent hafızasına uzanan kırılgan bir kayıt alanı olduğunu vurguluyor. Bu nedenle festival rotasında arşiv odaklı bu durağa zaman ayırmak, büyük isimler etrafında kurulan programın dengesini değiştiriyor.
Sergilerin yanına film gösterimleri, konuşmalar, atölyeler, portfolyo değerlendirmeleri ve kent yürüyüşleri ekleniyor. Karaköy–Perşembe Pazarı hattına odaklanan gezi ile Kadıköy’ün seramik ve mozaik panolarını izleyen rota, fotoğrafın şehirle bağını doğrudan sokağa taşıyor. En iyi yaklaşım, bütün programı tüketmeye çalışmak değil; bir tarihî mekân, bir arşiv sergisi, bir uluslararası retrospektif ve bir kent yürüyüşü seçerek kendi dört duraklı hattını kurmak. 212 Photography Istanbul’un asıl vaadi de burada: Görüntüye bakmayı, İstanbul’da yön bulmanın başka bir biçimi hâline getirmek.



