Mardin Kültür Yolu Festivali, 17–25 Ekim arasında kenti konserlerden sergilere, tiyatrodan gastronomiye uzanan yoğun bir programa açtı. Dokuz farklı noktada düzenlenen 172 etkinlik, Mardin’i yalnızca izlenen değil, dolaşılan bir kültür alanı olarak düşünme imkânı veriyor. Fakat müzik programına yakından bakınca festivalin asıl meselesi, ana sahnenin büyüklüğünden çok kimin sesine yer açtığı oluyor. Artuklu Fuar Alanı’ndaki ücretsiz konser serisi, pop, rap, rock ve arabesk dinleyicisini ortak bir akşam ritminde buluşturuyor; buna karşılık Mardin’in yerel müzik üretimi ana programda yeterince görünür değil.
Ücretsiz konser, gerçek bir kamusal erişim eşiğidir
Kültür etkinliklerinin bilet fiyatları, ulaşım maliyetleri ve merkezî dağılımı düşünüldüğünde ücretsiz konserlerin önemi küçümsenemez. Festivalin her akşam Artuklu Fuar Alanı’nda düzenlediği ana konserler, farklı yaş ve müzik zevklerinden dinleyicilerin aynı alanda buluşmasını sağlıyor. Ceza’dan Kıraç’a, Simge’den Mert Demir’e uzanan çizgi; tek bir dinleyici grubuna değil, güncel ana akımın geniş kesimlerine seslenen bir seçki kuruyor. Bu, festivalin erişim iddiasını somutlaştıran güçlü tarafı.
Ancak kamusal erişim yalnızca seyirci olarak alana girebilmek değildir. Bir şehrin festivalde temsil edilmesi, o şehrin müzisyenlerinin de programın üretici tarafında görünür olmasıyla anlam kazanır. Mardin gibi Arapça, Kürtçe, Süryanice ve Türkçenin; farklı dinsel ve toplumsal hafızaların iç içe geçtiği bir coğrafyada müzik, salt eğlence programı değildir. Diller, düğün repertuvarları, dengbêjlik geleneği, kilise müziği, yerel çalgı pratikleri ve yeni kuşakların kurduğu hibrit sesler, şehrin yaşayan kültürel arşivini oluşturur.
Başlık sanatçıları ile yerel ekosistem arasındaki mesafe
Büyük isimler festivale ilgi çeker; bu, kültür yönetiminin inkâr edilemeyecek gerçeğidir. Ne var ki ilgi çekmek ile kültürel bağ kurmak aynı şey değildir. Başlık sanatçıları bir gece için kalabalık yaratabilir, yerel müzisyenler ise yıl boyunca prova yapılan odalara, küçük sahnelere, düğün salonlarına, öğrenci topluluklarına ve mahalle hafızasına bağlıdır. Bir festival, yalnızca şehirde gerçekleştiği için o şehrin müziğini anlatmış sayılmaz.
Bu nedenle mesele, ulusal ölçekte tanınan isimleri programdan çıkarmak değil; onların yanına yerel üretimi görünür, düzenli ve itibarlı bir biçimde yerleştirmektir. Ana sahnede açılış setleri, Mardinli topluluklara ayrılmış günler, yerel sanatçılarla ortak projeler, çokdilli repertuvar siparişleri ya da kentteki müzik emekçilerini buluşturan dinletiler bu boşluğu kapatabilir. Böyle bir yaklaşım, yerel müziği folklorik bir süs olarak sunmak yerine güncel üretimin öznesi hâline getirir.
Festival bittikten sonra ne kalacak?
Mardin’deki tartışmanın değeri tam da burada: Festivalin ölçüsü yalnızca etkinlik sayısı ya da konser kalabalığı olmamalı. Asıl soru, 25 Ekim’den sonra şehirde hangi ilişki ağlarının ayakta kalacağıdır. Yerel müzisyenler yeni dinleyicilere, mekânlara ve üretim olanaklarına ulaşabilecek mi? Gençler kendi dillerinde ve kendi ses dünyalarında müzik yapmanın kamusal karşılığını görebilecek mi? Festivalin teknik altyapısı, iletişim ağı ve görünürlüğü kentteki bağımsız üreticilere de aktarılabilecek mi?
Mardin Kültür Yolu Festivali, geniş programı ve ücretsiz ana konserleriyle önemli bir kamusal buluşma zemini kuruyor. Şimdi bu zeminin bir sonraki adımı, kenti yalnızca sahne dekoru olarak kullanmamak olmalı. Mardin’in müziği, festival afişlerinde şehir adı olarak değil; sahnede kendi dili, repertuvarı ve yeni kuşaklarıyla duyulduğunda kültür yolunun gerçekten yerelle bağ kurduğu söylenebilir.



