San Francisco Ballet’in Aszure Barton imzalı “Mere Mortals”ı, Pandora anlatısını yapay zekâ çağının eşiğine getiriyor: İnsanlığın merakla açtığı kutudan bu kez tanrısal bir ceza değil, kendi ürettiği teknolojinin denetimsiz ihtimalleri çıkıyor. Londra’daki Sadler’s Wells gösterimleri, eserin yalnızca çağdaş balenin görsel kapasitesini zorlayan bir yapım olmadığını; kurumların bugün hangi meselelerle konuşmak istediğine dair güçlü bir işaret olduğunu gösterdi. Antik mit ile güncel teknolojik kaygıyı buluşturan çalışma, bale için alışıldık olmayan bir soruyu ortaya koyuyor: İnsan bedeni, kendisinin tasarladığı sistemler karşısında nasıl bir özgürlük alanı kurabilir?
Mitin içinden çıkan teknoloji
“Mere Mortals”, Pandora’yı edilgen biçimde felaketin kaynağı sayan eski anlatının yerine, bilinmeyene yaklaşan ve bunun sonucunu taşıyan bir figür olarak ele alıyor. Bu değişiklik önemli; çünkü yapıt yapay zekâyı doğrudan şeytanlaştıran bir distopyaya yaslanmıyor. Daha çok, insanlığın ilerleme arzusuyla kontrol duygusu arasındaki gerilimi sahneye yerleştiriyor. Pandora’nın hareketi burada hem keşif hem de geri dönüşü zor bir eşik anlamına geliyor.
Barton’ın koreografisi, klasik balenin çizgisel zarafetini çağdaş dansın kesintili, ani ve yön değiştiren diliyle sürtüştürüyor. Topluluk bölümlerinde bedenler kimi zaman ortak bir organizma gibi davranıyor; kimi zaman da birbirinden kopmuş, komut bekleyen birimler hissi veriyor. Bu ikilik, teknolojinin vaat ettiği bağlantılı dünyanın aynı anda yalnızlaştırıcı olabilmesine karşılık geliyor. Eserin asıl başarısı, bu fikri açıklayıcı bir hikâyeye dönüştürmekten çok, hareketin ritmi ve yoğunluğu içinde duyurmasında yatıyor.
Görüntünün gücü, bedenin sınırı
Yapımın müziğini elektronik müzik üreticisi Floating Points hazırlıyor; sahnede canlı orkestra eşliğiyle elektronik katmanların yan yana gelmesi, eserin dünyasını belirleyen ana unsurlardan biri. Ses, burada yalnızca koreografiye eşlik etmiyor. Nabız gibi büyüyen, bozulup yeniden kurulan yapısıyla sahnenin zaman algısını da yönetiyor. Böylece dansçılar, insan eliyle üretilmiş ama insanı aşma iddiası taşıyan bir ses evreninin içinde hareket ediyor.
Eleştirilerde öne çıkan ortak nokta, yapımın görsel ve işitsel dünyasının etkileyiciliğine rağmen dramatik çizgisinin zaman zaman belirsizleşmesi. Bu, “Mere Mortals”ın zaafı olarak da okunabilir, bilinçli tercihi olarak da. Çünkü teknoloji çağının deneyimi zaten çoğu kez anlamdan önce görüntüyle, yönelimden önce akışla karşılaşıyor. Ekranların, ışığın ve sahne tasarımının yoğunluğu dansçıların önüne geçtiğinde yapıt kendi sorusunu istemeden yineliyor: Görüntü çoğaldıkça bedene bakma yetimiz azalıyor mu?
Bale tarihinde teknik ustalık genellikle bedenin sınırlarını aşma idealiyle ilişkilendirilir. “Mere Mortals” ise bu ideali ters yüz ediyor. İnsan bedeninin kusuru, kırılganlığı ve tekilliği; kusursuz işleyen, sürekli yenilenen teknolojik yüzeylerin karşısında bir direnç biçimine dönüşüyor. Özellikle topluluktan ayrılan yalnız figürlerde, makineleşmiş hareket ile kişisel duygu arasında titreşen bir alan açılıyor. Yapıtın en ikna edici tarafı da burada: İnsani olanı nostaljik bir saflık olarak değil, kararsız ve savunmasız bir hâl olarak kurmasında.
Çağdaş bale için bir yön değişimi
San Francisco Ballet’in bu yapımı Avrupa’ya taşıması, klasik repertuvarın büyük anlatılarıyla tanınan bale kurumlarının güncel meseleler karşısında daha cesur pozisyonlar aradığını düşündürüyor. Yapay zekâ çoğu zaman tiyatroda metin, sinemada kurgu, müzikte üretim araçları üzerinden tartışılıyor. “Mere Mortals”ın farkı, tartışmayı doğrudan hareketin içine alması. Bir algoritmanın nasıl düşündüğünü anlatmaya çalışmıyor; algoritmik dünyada yaşayan bedenin nasıl hissedebileceğini soruyor.
Bu nedenle “Mere Mortals”, tamamlanmış cevapları olan bir teknoloji alegorisi değil. Görkemli anları, muğlaklıkları ve yer yer aşırılaşan görsel diliyle, çağdaş balenin bugün bulunduğu eşiğin portresi. Pandora’nın kutusundan geriye kalan umudun burada neye karşılık geldiği kesin değil. Ancak yapıt, umudun belki de insanın bütün teknik imkânlarına rağmen hâlâ birbirinin bedenine, ritmine ve kırılganlığına dikkat kesilebilmesinde saklı olduğunu hatırlatıyor.



