San Francisco Operası’nın Verdi’nin “Simon Boccanegra”sıyla 12 Eylül’de yapması planlanan 104. sezon açılışı, orkestra müzisyenlerinin grevi nedeniyle perde saatine kısa süre kala iptal edildi. Ertesi gün Golden Gate Park’ta gerçekleşmesi beklenen, ücretsiz ve kamusal nitelikteki yıllık Opera in the Park buluşmasının da yapılamaması, olayın etkisini salonun sınırlarının dışına taşıdı. Ardından 16 ve 19 Eylül tarihli “Simon Boccanegra” temsilleri ile 20 Eylül’deki “Mary, Queen of Scots” prömiyerinin de iptal edildiği açıklandı. Böylece mesele, bir kurumun sezon programındaki aksama olmaktan çıktı; operanın hangi emek düzeniyle, hangi ekonomik modelle ve kimler için ayakta kalabileceğine dair daha geniş bir soruya dönüştü.
Orkestra çukuru, kurumun görünmeyen merkezi
Opera denince kamusal hayalde önce solistlerin sesleri, sahne tasarımı, rejinin büyük jestleri ve gala gecelerinin görünürlüğü belirir. Oysa bir yapımın müzikal dokusunu her temsil yeniden kuran orkestra, çoğu zaman kurumun en az konuşulan ama en vazgeçilmez bileşenidir. San Francisco’daki grev de tam bu görünmezliği tersyüz etti: Müzisyenler çalmadığında yalnızca bir temsil değil, sezon açılışının etrafında örülen bağış, prestij, seyir alışkanlığı ve kent ritüeli zinciri de durdu. Orkestranın bağlı olduğu sendika ile yönetim arasındaki yeni sözleşme görüşmelerinin sonuçsuz kalması, bu kırılmanın doğrudan nedeni. Önceki sözleşmenin 31 Temmuz’da sona ermiş olması, pazarlığın ertelenemez niteliğini artırdı. Ancak tarafların ücretlerin geleceği, çalışma düzeni ve kurumun mali kapasitesi üzerine farklı çerçeveler kurduğu görülüyor. Müzisyenler yaşam maliyeti karşısında güvence ve ücret kaybının önlenmesini öne çıkarırken, yönetim uzun süredir büyüyen yapısal mali baskıyı vurguluyor. Bu iki dil arasındaki mesafe, yalnızca rakamlardan değil, operanın ne olduğu konusunda farklı kabullerden doğuyor.
Açılış gecesinin iptali neden kültürel bir eşik?
Sezon açılışı, bir opera kurumu için takvimdeki ilk temsilin ötesindedir. Yeni repertuvarın estetik vaadi, izleyiciyle kurulan yıllık ilişki ve bağışçıların kuruma duyduğu güven aynı anda sahneye çıkar. Bu nedenle “Simon Boccanegra”nın iptali, Verdi yorumunun ertelenmesinden daha büyük bir anlam taşıyor. Operanın güçlü erkeklik, iktidar ve uzlaşma üzerine kurulu karanlık siyaseti, istemeden de olsa kurumun kendi kulisindeki çatışmayla yan yana geldi. Daha da önemlisi, Opera in the Park’ın iptali erişim meselesini görünür kıldı. Ücretsiz açık hava etkinlikleri, opera sanatının yüksek bilet fiyatları ve törensel kodları nedeniyle dışında kalan dinleyiciler için bir eşik işlevi görebiliyor. Böyle bir buluşmanın gerçekleşememesi, emeğin korunması talebiyle kamusal kültüre erişim arasındaki zor ilişkiyi açığa çıkarıyor. Grev, seyirciyi karşısına alan bir jest değil; tam tersine, seyircinin ücretsiz ya da ücretli olarak deneyimlediği sanatın hangi koşullarda üretildiğini hatırlatan sert bir kesinti olarak okunmalı.
Mali daralma sanatsal ölçeği nasıl yeniden tanımlıyor?
Büyük opera kurumları için güncel sorun yalnızca daha fazla bilet satmak değil. Geniş kadrolar, uzun prova dönemleri, teknik ekipler, koro, orkestra, atölyeler, telifler ve büyük sahne mekanları; operayı maliyeti yüksek ama kolektif üretim niteliği güçlü bir sanat formu yapıyor. Bu yapının finansmanındaki her daralma, ilk olarak sahne arkasındaki çalışma koşullarında hissediliyor. Buna karşılık yalnızca gider azaltma mantığıyla kurulmuş bir çözüm de sanatın sürekliliğini tehlikeye atıyor: Nitelikli müzisyeni kurumda tutmak, toplu prova kültürünü korumak ve repertuvarın müzikal iddiasını sürdürmek birbirinden ayrı düşünülemez. San Francisco’daki tablo bu nedenle tekil bir yerel anlaşmazlık sayılmamalı. Pandemi sonrasında seyirci alışkanlıklarının değişmesi, bağış modellerinin kırılganlaşması ve üretim maliyetlerinin artması, birçok sahne sanatları kurumunun karşı karşıya olduğu ortak basınçlar. Fakat opera, bu basınçlara yalnızca küçülerek yanıt veremez. Çünkü ölçek kaybı bazen sadece daha az yapım anlamına gelmez; orkestral sesin, topluluk hafızasının ve kuşaklar arası sanat bilgisinin aşınması anlamına gelir.
Perdenin yeniden açılması için gereken şey
Grevlerin sanatsal hayatı durdurması her zaman acı bir deneyimdir; özellikle de seyircinin aylar öncesinden beklediği bir sezonun başlangıcında. Yine de bu kesinti, kültür kurumlarının işleyişini doğal ve değişmez saymamak için bir fırsat sunuyor. Opera sahnesindeki görkem, ancak onu mümkün kılan emeğin sürdürülebilir olduğu ölçüde inandırıcıdır. San Francisco Operası’nda görüşmelerin nasıl sonuçlanacağı henüz belirsiz. Kesin olan şu: Perdenin yeniden açılması, yalnızca iptal edilen temsillerin takvime geri dönmesiyle ölçülmeyecek. Asıl mesele, müzisyenlerin mesleki devamlılığı ile kurumun mali gerçekliği arasında, sanatsal niteliği feda etmeyen bir ortak zemin kurulup kurulamayacağı. Bu grev, operanın kriz anlarında bile kolektif bir sanat olduğunu; sahnedeki tek bir sesin dahi arkasında bütün bir çalışma dünyasının bulunduğunu yeniden duyuruyor.



