Venedik Film Festivali’nin ana yarışmasında bugün gösterilen A Bit of Light, Türkiye’nin de ortak yapımcı ülkeler arasında yer aldığı 87 dakikalık bir Ali Asgari filmi. İran’da geçen yapıt, gözaltına alındıktan ve muayenehanesi kapatıldıktan sonra geleceğe dair bağını yitiren bir doktorun, hayatına son vermeyi planladığı gün ailesiyle kurduğu son temasların izini sürüyor. Film, ağır bir toplumsal tablonun içinden konuşuyor; ama merkezine büyük olayları değil, birbirine tutunmanın bazen ne kadar küçük jestlerle mümkün olduğunu alıyor.
Ana yarışmada küçük ölçekli bir hayat
A Bit of Light’ın Venedik ana yarışmasına seçilmesi, yalnızca festival takvimindeki görünür bir durak değil. Asgari’nin sinemasının yıllardır geliştirdiği sıkışmış zamanlar, gündelik baskılar ve ev içi sessizlikler bu kez festivalin en yüksek profilli alanlarından birine taşınıyor. Yönetmenin önceki filmlerinde de belirgin olan kamusal baskı ile özel hayat arasındaki gerilim, yeni filmde bir doktorun kişisel çıkmazı üzerinden yoğunlaşıyor.
Bu tercih, filmi doğrudan güncel siyasetin açıklayıcı bir örneği olmaktan çıkarıp daha zor bir alana yerleştiriyor: İnsan, hayatının bütün kurumları birer birer kapandığında yakınlarına nasıl döner? Doktorun ailesiyle geçirdiği son gün fikri, melodramatik bir final vaadinden çok, zamanın sıradan akışını yeniden değerli kılan bir anlatı imkânı taşıyor. Yemek masası, kısa ziyaretler, söylenmeyenler ve ertelenmiş yakınlıklar; filmin esas dramatik malzemesi hâline geliyor.
Türkiye ortak yapımının anlamı
İran, İsviçre, İtalya, Kanada ve Türkiye’nin ortak yapımı olan film, çağdaş bağımsız sinemanın giderek yaygınlaşan üretim coğrafyasını da görünür kılıyor. Burada Türkiye’nin varlığı, yalnızca jenerikteki ulusal haneye indirgenemeyecek bir bağ kuruyor. Ortak yapım modeli; farklı ülkelerin finansman, teknik imkân, dağıtım ve festival ağlarını bir araya getirirken, yerel olarak başlayan hikâyelerin uluslararası dolaşıma açılmasını sağlıyor.
Bu dolaşımın kıymeti özellikle İran sineması gibi üretim koşulları üzerinde yoğun baskı bulunan alanlarda daha açık görülüyor. Filmin merkezindeki dünyaya dışarıdan bakmak yerine, bu dünyayı birden fazla üretim ortağının mümkün kıldığı sinema diliyle taşımak önem taşıyor. Türkiye açısından da mesele, yalnızca uluslararası seçkilerde görünür olmak değil; bölgesel hikâyelerin estetik ve endüstriyel devamlılığında güvenilir bir ortak olarak yer alabilmek.
Karanlığın karşısında aile ölçeği
Asgari, büyük tarihsel kırılmaların insan yüzünde bıraktığı izi takip eden yönetmenlerden. A Bit of Light da ekonomik belirsizlik, siyasal baskı ve savaş tehdidinin arka planda duyulduğu bir ülkede geçiyor. Buna rağmen film, karanlığı büyüten bir gösteriye yaslanmıyor. Onun yerine, kişinin kendi hayatından çekilme düşüncesini aile bağlarının sessiz direnciyle karşı karşıya getiriyor.
Bu yaklaşım, çağdaş festival sinemasında sık rastlanan toplumsal mesele anlatılarından ayrışabilir. Çünkü film, baskının ne kadar görünür olduğu kadar, şefkatin ne kadar görünmez kaldığıyla da ilgileniyor. Yakınlık burada bir çözüm formülü değil; çözümsüzlüğün içinde kalmayı mümkün kılan kırılgan bir zemin. Doktorun dünyayla yeniden bağ kurup kuramayacağı sorusu da tam bu nedenle yalnızca karaktere ait değil. Seyircinin, başkasının hayatına hangi mesafeden baktığını ölçen bir soru hâline geliyor.
Venedik’teki ana yarışma gösterimi, A Bit of Light için ilk büyük karşılaşma anı. Ancak filmin asıl dikkat çekici tarafı, prestijli bir seçkide yer almasından önce geliyor: Yaşamanın gerekçesini büyük sözlerde değil, aile içinde dolaşan bakışlarda ve henüz kopmamış bağlarda araması. Türkiye ortak yapımı bu filmin festival yolculuğu, tam da bu ölçekteki sinemanın uluslararası alanda hâlâ güçlü bir karşılık bulabildiğini hatırlatıyor.



