2026 Ulusal Kitap Ödülü’nün çeviri edebiyatı uzun listesi, İngilizce yayıncılığın edebî sınırlarını yeniden tartışmaya açıyor. Rusça, İspanyolca, Fransızca, Norveççe, Çince, Endonezce ve Arapçadan çevrilen on kitap; yalnızca farklı coğrafyalardan gelen anlatıları değil, çevirmenin görünürlüğünü, bağımsız yayınevlerinin rolünü ve dünya edebiyatının hangi güzergâhlardan okura ulaştığını da aynı masaya koyuyor. 15 Eylül’de açıklanan liste, ödül sezonunun alışıldık rekabet dilinden çok, edebiyatın dolaşım koşullarına dair bir tablo sunuyor.
Ödül listesi bir dünya haritası değildir; ama bir seçme biçimidir
Uzun listede yer alan eserlerin özgün dillerine bakmak, “uluslararası edebiyat” ifadesinin ne kadar somut yayıncılık kararlarına bağlı olduğunu gösteriyor. Listede Rusçadan iki, İspanyolcadan iki, Fransızcadan iki eser bulunurken; Norveççe, Çince, Endonezce ve Arapça da temsil ediliyor. Bu çeşitlilik, tek başına eşit bir edebiyat dolaşımının kanıtı sayılmaz. Tersine, hangi metnin çevrileceği, hangi editoryal hat üzerinden yayımlanacağı, kitabın hangi dağıtım ağına gireceği ve hangi eleştirmenlerce görünür kılınacağı gibi aşamaların belirleyiciliğini hatırlatır.
Seçkinin dikkat çekici yanı, yerleşik yazarlarla farklı edebiyat alanlarından gelen isimleri aynı çerçevede buluşturması. Karl Ove Knausgaard’ın Martin Aitken çevirisiyle listede bulunan romanı, Maria Stepanova’nın Sasha Dugdale tarafından İngilizceye aktarılan kitabı ve Mohamed Mbougar Sarr’ın Lara Vergnaud çevirisiyle yer alan eseri, uluslararası dolaşımı zaten güçlü yazarlıkların örnekleri. Buna karşılık Egana Djabbarova, Karim Kattan, Ping Lu ve Intan Paramaditha gibi isimlerin adaylığı, ödül listelerinin okurla henüz sınırlı temas kurmuş edebiyatlar için nasıl bir eşik işlevi görebildiğini gösteriyor.
Çevirmen adı artık künyenin dip satırı değil
Çeviri kategorisinin en önemli tarafı, yazarı ve çevirmeni aynı edebî olayın iki asli öznesi olarak kabul etmesi. Ödülün bu dalında kazanan para ödülü yazar ve çevirmen arasında eşit biçimde paylaştırılıyor. Bu düzenleme sembolik görünse de yayıncılık alanında temel bir tartışmaya dokunuyor: Çeviri, önceden var olan bir metnin mekanik aktarımı değil; ritim, tarihsel bağlam, söz varlığı ve anlatı sesi üzerine kurulu yoğun bir yeniden yazım pratiği.
Natasha Wimmer’ın Álvaro Enrigue çevirisi, Jeremy Tiang’ın Ping Lu çevirisi, Stephen Epstein ile Tiffany Tsao’nun Intan Paramaditha çevirisi ve Leri Price’ın Samar Yazbek çevirisi bu nedenle sadece eser adlarıyla anılmamalı. Her biri, özgün metnin başka bir dilde edebî varlık kazanmasını sağlayan ayrı yazınsal emekler. Özellikle iki çevirmenin birlikte imza attığı çalışmalar, çevirinin tekil ve görünmez bir emek olduğu yönündeki yerleşik algıyı da sarsıyor.
Bağımsız yayınevleri listeyi nasıl dönüştürüyor?
Uzun listenin yayıncı profili de en az kitapların dili kadar anlamlı. Büyük yayın gruplarının yanı sıra New Vessel, Restless, World Editions, Bellevue, Europa, Other Press ve New Directions gibi bağımsız odaklı yayınevleri listede yer alıyor. Çeviri edebiyatında risk alma kapasitesi çoğu zaman bu ölçekteki yayınevlerinde gelişiyor: Daha dar bir ilk okur çevresine sesleneceği düşünülen kitaplar, büyük satış beklentilerinden önce editoryal inanç ve uzun vadeli katalog fikriyle yayımlanabiliyor.
Bu durum, ödüllerin yayıncılık ekonomisinden bağımsız olmadığını da ortaya koyuyor. Uzun listeye girmek, kitapların kitapçılardaki görünürlüğünü, kütüphanelere erişimini ve eleştiri gündemindeki yerini etkileyebilecek bir işaret. Ancak asıl mesele, ödül sonrası oluşan kısa süreli ilginin kalıcı bir çeviri kültürüne dönüşüp dönüşmeyeceği. Bir edebiyatın yalnızca ödül döneminde değil, düzenli biçimde çevrilmesi; farklı türleri, kuşakları ve estetik tartışmalarıyla okunabilmesi gerekiyor.
Türkiye için mesele: Çeviriyi ithalat değil karşılaşma olarak düşünmek
Türkiye’de çeviri yayıncılığı güçlü bir okur geleneğine sahip olsa da uluslararası ödül listeleri çoğu zaman Batı merkezli pazarların seçme ölçütleri üzerinden izleniyor. Bu yılki uzun liste, başka bir okuma önerisi taşıyor: Çeviriyi yalnızca Türkiye’ye getirilen kitaplar üzerinden değil, Türkiye’den dışarı giden edebiyatın koşullarıyla birlikte düşünmek. Bir metnin dünya edebiyatına katılması için yalnızca iyi bir çevirmen değil; editör, ajans, telif ağı, eleştiri mecrası ve sabırlı bir yayıncılık stratejisi gerekiyor.
6 Ekim’de açıklanacak beş kitaplık finalist seçkisi ve 18 Kasım’daki ödül, bu on kitabın içinden birini öne çıkaracak. Fakat uzun listenin asıl değeri, kazananı beklemeden ortaya çıkıyor. Yedi dilin taşıdığı farklı tarihleri İngilizce okur alanında yan yana getiren bu seçki, çevirinin edebiyatın çevresinde duran bir hizmet değil, merkezindeki kurucu faaliyetlerden biri olduğunu hatırlatıyor.



