Yoko Ono’nun İçses ve İçyapı başlıklı sergisi, İstanbul’daki sonbahar sanat takviminde yalnızca büyük bir isim ağırladığı için değil, izleyiciye yüklediği rolü değiştirdiği için öne çıkıyor. Sakıp Sabancı Müzesi’nde 27 Aralık 2026’ya kadar sürecek sergi, sanatçının yetmiş yılı aşan üretiminden 67 yapıtı bir araya getiriyor. Ancak bu buluşmayı esas ilginç kılan, şiirden performansa, filmden yerleştirmeye uzanan eserlerin tek bir seyir deneyimine kapanmaması. Ono’nun pratiğinde düşünmek, hayal etmek, bir dilek yazmak ya da bir talimatı zihinde tamamlamak da yapıtın alanına giriyor. Eylül boyunca sergiye eklenen çocuk ve aile programları, bu açık yapıyı kuşaklar arasında dolaşıma sokuyor.
Sergiye bir kronoloji değil, bir öneriler dizisi gibi yaklaşın
Bu sergide en verimli başlangıç, Yoko Ono’yu yalnızca popüler kültür tarihinin tanıdık figürlerinden biri olarak okumayı bırakmak olabilir. 1950’lerin sonundan itibaren gelişen üretimi, nesne yapmaktan çok eylem ve düşünce için koşullar kurmaya yönelir. Erken dönem talimat parçaları, sanatın tamamlanmış bir sonuç değil, harekete geçen bir ihtimal olabileceğini ileri sürer. Bu nedenle sergi salonlarında hızla ilerlemek yerine, her işin sizden ne tür bir zihinsel hareket beklediğine bakmak daha anlamlıdır: Bakmak mı, hatırlamak mı, bir görüntüyü değiştirmek mi, yoksa eksik bırakılmış bir öneriyi kendi zihninizde sürdürmek mi?
Harita Düşleme Parçası, Görünmez Bayraklar ve Dilek Ağacı gibi yapıtlar, bu yaklaşım için iyi eşikler oluşturuyor. Haritanın yalnızca coğrafyayı değil, arzuyu ve yön duygusunu da taşıyabileceğini düşündüren işler; ulus, sınır ve ortaklık gibi büyük kavramları ağır bir söyleme başvurmadan açıyor. Dilek Ağacı ise kişisel cümleyi kamusal bir birikime bağlayan yapısıyla, Ono’nun sanatında kırılganlığın nasıl kolektif bir forma dönüşebildiğini gösteriyor.
Mekânın tamamını serginin parçası sayın
İçses ve İçyapı, iki galeride başlayan ama orada bitmeyen bir kurguya sahip. Sergi; bahçeye ve Atlı Köşk içindeki Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu galerisine uzanıyor. Bu yayılım rastlantısal değil: Ono’nun üretimi, beyaz küp sergi mekânının sınırlarını aşarak gündelik hayatla, mimariyle ve açık havayla ilişki kuruyor. Rotayı yalnızca başyapıtları işaretleyen bir listeye çevirmek yerine, bir yapıtın kapalı salondan bahçeye taşındığında nasıl farklılaştığını izlemek gerekir.
Bu nedenle ziyaret için en iyi yöntem, sergiyi tek seferde tüketilecek yoğun bir enformasyon alanı gibi görmemek. İlk turda talimat, katılım ve hayal gücü etrafında çalışan yapıtları; ikinci turda ise mekânla ilişki kuran işleri ayırmak, Ono’nun farklı dönemler arasında kurduğu sürekliliği daha görünür kılar. Sergiye eşlik eden Türkçe-İngilizce katalog da bu dolaşımı, sanatçının metinleri ve farklı yazarların değerlendirmeleri üzerinden genişleten bir başvuru noktası niteliğinde.
Eylül programında sanatın pedagojik tarafı öne çıkıyor
Serginin güncel hareket noktası, eylül ayında açıklanan öğrenme programı. 12 Eylül’de 8-11 yaş grubuna yönelik Barış Afişi: SAVAŞ BİTTİ atölyesi, sözcüklerin kamusal alandaki etkisini afiş tasarımı üzerinden ele alacak. Ertesi gün düzenlenecek Tüm Renklerin Bayrağı ise 3-5 yaş grubunu Görünmez Bayraklar yapıtından yola çıkarak hayalî ülkeler ve barış bayrakları üretmeye davet ediyor. 20 Eylül’deki Bir Dilek Tut çalışması Dilek Ağacı etrafında şekillenirken, 26 Eylül’de Dikkatin İzleri ve Haritayı Yeniden Çiz atölyeleri daha büyük yaş gruplarını gözlem, harita ve kısa talimatlarla buluşturacak.
Bu programlar, sergiyi çocuklara sadeleştiren bir yan etkinlik olarak değil, Ono’nun sanat yöntemini ciddiye alan bir uzantı olarak görmek için önemli. Çünkü burada amaç belirli bir estetik sonucu yeniden üretmek değil; fikrin, metnin, işaretin ve ortak çalışmanın sanat malzemesi olabileceğini deneyimlemek. Eylül seçkisinin asıl değeri de tam burada: Sergi, katılımı bir pazarlama sözcüğü olmaktan çıkarıp sanatın kurucu unsurlarından biri olarak yeniden gündeme getiriyor.
Gitmeden önce not edin
Sergi pazartesi hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında gezilebiliyor. Çocuk atölyeleri yaş gruplarına göre ayrılıyor ve kayıt gerektiriyor; ücretler 450 TL’den başlıyor. Bu nedenle özellikle hafta sonu programları için önceden yer kontrolü yapmak gerekli. Yoko Ono’nun İstanbul’daki bu geniş seçkisi, hızlı tüketilen bir sergi gündeminden çok, sanatın seyirciyi ne zaman ve nasıl ortak üreticiye dönüştürebileceği sorusuna ayrılmış bir sonbahar durağı olarak düşünülmeli.


