İlk Likya Yolu Uluslararası Film Festivali, yol fikrini manzaradan çıkarıp göç, bekleyiş ve birlikte yaşama sorularına bağladı. En İyi Ulusal Uzun Metraj ödülünü alan “Yeni Han”, bu çerçeveyi İstanbul’un merkezindeki görünmez sınırlara taşıdı.
May el-Toukhy’nin “Woman Unknown”u, 83. Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan’ı ve başrol oyuncusu Mathilde Arcel’e Volpi Kupası’nı getirirken, savaş sonrası anlatıların en sert sorusunu yeniden öne çıkardı: Barış ilan edildiğinde şiddet gerçekten sona erer mi?
Fransa’da 7 Eylül’de duyurulan IRIS girişimi, bağımsız sinema salonlarını yalnızca işletme değil, kültürel çeşitliliğin altyapısı olarak ele alıyor. Asıl soru, bu iddialı ağın yerel seyir deneyimlerine ne ölçüde temas edebileceği.
Venedik’te prömiyer yapan “My Undesirable Friends: Part II – Exile”, bağımsız gazetecilerin ülkelerinden ayrıldıktan sonraki hayatını izlerken belgeselin zamanı nasıl yeniden kurabileceğini gösteriyor.
Luis Buñuel’in daha az bilinen Meksika dönemi filmi La ilusión viaja en tranvía, yeni 4K restorasyonuyla Venedik’te yeniden görünür olurken sinema tarihinin kanon dışına itilmiş neşeli, şehirli ve keskin damarını da geri çağırıyor.
İstanbul’daki ilk Uluslararası Kırım Film Günleri, 1926 tarihli “Alim” etrafında kurduğu programla sinemayı yalnızca temsil alanı değil, dağılmış bir hafızayı yeniden bir araya getiren bir arşiv olarak düşünüyor.
Alex Gibney’nin Venedik’te ilk kez gösterilen “Musk” belgeseli, yalnızca güçlü bir teknoloji figürünün portresini değil; belgeselin yapay zekâ, temsil ve kanıtla kurduğu yeni ve huzursuz ilişkiyi de gündeme getiriyor.
33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin Ulusal Belgesel Film Yarışması finalistleri, kişisel arşivlerden kadın mücadelesine, müzikten gündelik hayatın görünmez emeğine uzanan bir Türkiye manzarası kuruyor.
Venedik’te açıklanan Final Cut in Venice ödülleri, yalnızca birkaç yapımın post-prodüksiyon bütçesine katkı sunmuyor; Afrika ve Ortadoğu sinemasının görünürlük koşullarını da yeniden tartışmaya açıyor.
New York’ta başlayan Christine Choy retrospektifi, unutulmuş filmleri yeniden dolaşıma sokmanın yalnızca teknik bir koruma işi olmadığını; sinema tarihinin kimin sesiyle yazıldığına dair canlı bir tartışma olduğunu gösteriyor.