Glastonbury’nin 2027 için açıkladığı 408 sterlinlik bilet bedeli, yalnızca büyük bir festivalin fiyat güncellemesi değil; canlı müziğe erişimin sınıfsal sınırları üzerine yeniden düşünmeyi gerektiren bir eşik.
4–6 Eylül’de Müze Gazhane’de düzenlenen 3. Uluslararası İstanbul Gitar Günleri, gitarı yalnızca virtüözlük ve nostalji etrafında değil; atölye, yerli üretim, teknoloji ve kuşaklar arası aktarım ekseninde düşündürdü.
6. İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali’nin 11 Eylül’deki Festival Buluşması, altı solisti aynı sahnede bir araya getirirken oda müziğinin gösterişten çok karşılıklı dikkatle kurulan kamusal dilini hatırlatıyor.
12 Eylül’de Ataköy Marina Arena’da gerçekleşmesi planlanan Anyma gösterisinin iptali, yalnızca bir konserin kaybı değil; elektronik müziğin görüntü, teknoloji ve kurmaca ile kurduğu ilişkinin kamusal alanda ne kadar kırılgan hâle geldiğinin de işareti.
4-6 Eylül’de onuncu kez düzenlenen Bozcaada Caz Festivali, cazı tek bir türün sınırlarında değil; mekân, karşılaşma, doğaçlama ve kültürel üretim arasında dolaşan bir dinleme biçimi olarak kurdu.
26 Eylül-11 Ekim arasında gerçekleşecek 36. Akbank Caz Festivali, uluslararası isimleri ve genç yerli müzisyenleri farklı ölçeklerdeki mekânlara dağıtan programıyla cazın İstanbul’daki dolaşımını yeniden tartışmaya açıyor.
6. İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali, yalnızca seçkin icracıları aynı sahnede ağırlamıyor; ustalık sınıfları, sanatçı konuşmaları ve genç müzisyenlere açtığı alanla İstanbul’un klasik müzik mevsimine başka türlü bir yakınlık öneriyor.
İngiltere’deki End of the Road’un 20. yılı, büyük isimleri bir vitrin olarak kullanmak yerine keşif duygusunu merkeze alan festival modelinin neden hâlâ kıymetli olduğunu gösteriyor.
Candan Erçetin’in 8 ve 9 Eylül gecelerinde Harbiye Açıkhava’ya taşıdığı Rengâhenk, senfonik düzenlemeyi nostaljik bir süs olmaktan çıkarıp Balkanlar, Anadolu ve kentli pop hafızası arasında bir geçiş alanına dönüştürüyor.