Yeşim Ustaoğlu’nun yeni filmi “Artakalan”, San Sebastián’ın ana yarışmasında bireysel özgürlük arayışını aile içindeki görünmez emek ve sorumluluklarla karşı karşıya getiriyor.
33. Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali, kapanışını Abay Adına Kazak Ulusal Opera ve Bale Tiyatrosu’nun Spartaküs yorumuna bırakıyor. Bu buluşma, antik taşların önünde yalnızca büyük ölçekli bir klasik bale değil, farklı bir koreografi hafızasının da görünür olacağı anlamına geliyor.
Reeperbahn Festivali’nin 21. edisyonu, büyük başlıklar yerine küçük salonlarda kurulan karşılaşmaların müzik kültürü için neden hâlâ belirleyici olduğunu gösterdi.
Barselona’daki Gran Teatre del Liceu, 25 Eylül’de sezonu Verdi’nin “Aida”sıyla açıyor. İranlı görsel sanatçı Shirin Neshat’ın sahnelemesi, operanın büyük zafer tablosunu savaşın görünmez bıraktığı bedenlere ve kadın karakterlerin sıkışmışlığına çeviriyor.
Gana’da ekim ayında açılması planlanan Si Hene Kültür Merkezi, arşivi depoya kapatmak yerine araştırma, öğrenme ve birlikte üretim alanına dönüştürmeyi hedefliyor. Ancak bu yeni model, kültürel mirasın sürdürülebilirliği ile erişim hakkı arasındaki dengeyi de tartışmaya açıyor.
Douglass Park’taki Riot Fest, şiddetli yağış nedeniyle ikinci gününü erken bitirdi, üçüncü günün kapılarını ise gecikmeli açtı. Ortaya çıkan tablo, açık hava müziğinde “yağmur ya da güneş” vaadinin sınırlarını yeniden düşündürüyor.
SALT Beyoğlu’nda açılan “Denizaşırı: Özer Kabaş ve Zamanları”, bir sanatçının yapıtlarını sıralamakla yetinmiyor; resim, tasarım, sinema, tiyatro ve eğitim arasındaki geçişlerin Türkiye sanatındaki karşılığını görünür kılıyor.
19 Eylül’de başlayan Ankara Kültür Yolu Festivali, başkentin müzelerini, tarihî katmanlarını ve sahnelerini aynı takvime yerleştiriyor. Asıl soru, bu yoğun programın geçici bir etkinlik haritasından kalıcı bir kent kültürü ağına dönüşüp dönüşemeyeceği.
İstanbul Boğaz Müzesi’nin Kabataş Transfer Merkezi’nde açılması, Boğaz’ı yalnızca seyredilen bir manzara olarak değil, ulaşım, kıyı yaşamı ve gündelik hafızayla örülü bir kent meselesi olarak yeniden düşünmeye çağırıyor.
Avrupa Miras Günleri’nin 2026 programı, kapalı kurumları ve gündelikte görünmez kalan yapıları Ankara, İstanbul ve İzmir’de yeniden kamusal tartışmanın parçası yapıyor. Asıl mesele, birkaç günlük ziyaret imkânının kalıcı bir kent kültürüne dönüşüp dönüşemeyeceği.