33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin sonuçları, büyük ödülün ötesinde, Türkiye sinemasındaki farklı üretim damarlarının aynı anda görünürlük kazandığı bir tablo ortaya koyuyor.
2026 Ulusal Kitap Ödülleri’nin çeviri kategorisindeki beş finalist, edebiyat ödüllerinin yalnızca yazarları değil; dilleri, çevirmenleri ve bağımsız yayınevlerini de görünür kılan bir dolaşım alanı olduğunu hatırlatıyor.
Gemlik’in Küçükkumla Mahallesi’nde tarihî bir ilkokul binasının Tankut Öktem MüzeOkul’a dönüşmesi, küçük yerleşimlerde kültür mekânı kurmanın daha mütevazı ama kalıcı bir yolunu öneriyor.
New York’un Art Deco simgesi Chrysler Building için açıklanan 150 yıllık yeni kira sözleşmesi ve 235 milyon dolarlık yenileme planı, koruma ile kullanım arasındaki eski soruyu yeniden açıyor. Bu kez mesele yalnızca bir cephenin parlatılması değil; mimarlık, sanat ve mühendislik eğitiminin finansmanını taşıyan bir yapıs
Dört yıllık yenileme ve genişleme sürecinin ardından yeniden açılan Design Museum Gent, koleksiyon sergilemenin ötesine geçen bir kültür yapısı öneriyor: Tarihi dokuyu koruyan, yeni kamusal alanlar ekleyen ve tasarımı demokrasi tartışmasının içine yerleştiren bir müze modeli.
İstanbul merkezli Avesta Yayınları’nın uluslararası ifade özgürlüğü ödülünü ikinci kez alması, Kürtçe yayıncılığın yalnızca bir kültür alanı değil, uzun soluklu bir kamusal hafıza pratiği olduğunu yeniden hatırlatıyor.
2026 Nobel Edebiyat Ödülü’nün Anne Carson’a verilmesi, tek bir türde ustalaşmış yazarlığı değil; şiir, deneme, klasik filoloji ve çeviriyi aynı yazı alanında buluşturan bir edebiyat fikrini öne çıkarıyor.
Minnesota Opera Orkestrası’nın 6 Ekim’de oybirliğiyle grev yetkisi vermesi, 31 Ekim’de yapılması planlanan dünya prömiyerini yalnızca bir takvim sorunu olmaktan çıkarıyor. Tartışmanın merkezinde ücretler kadar, çağdaş operanın hangi emek ve üretim koşullarında ayakta kalacağı sorusu var.
Tom Morello’nun 3 Ekim’de Maryland’de kurduğu Power to the People, yıldız isimleri aynı afişte toplamanın ötesine geçti; protesto şarkısının canlı müzikte hâlâ nasıl kolektif bir dile dönüşebildiğini hatırlattı.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin 10 Ekim’de prömiyerini yapacağı yeni “Afife”, bir biyografiyi yeniden anlatmaktan çok, Türkiye sahnesindeki kadın görünürlüğünü dansın parçalı hafızasıyla yeniden düşünmeye açıyor.