61. Venedik Bienali’nin son on günü için açıklanan performanslar, konuşmalar ve sanatçı inisiyatifleri buluşması; büyük sergilerin yalnızca eser gösteren değil, bilgi ve dayanışma üreten yapılar olup olamayacağını yeniden soruyor.
16-20 Ekim arasında düzenlenecek 4. Uluslararası Dijital Film Festivali İstanbul, yapay zekâdan kısa film estetiğine uzanan tartışmayı AKM, Müze Gazhane, Özyeğin Üniversitesi ve Fişekhane’ye yayıyor. Programın öne çıkan eşikleri burada.
3. Adana Mimarlık Festivali, 15–17 Ekim’de Adana Müzesi’nde mimarlığın malzeme, hikâye ve kamusallıkla ilişkisini “Kurmaca: Malzeme ve Yapı Öyküleri” başlığı altında tartışmaya açıyor. Asıl mesele, festivalin takviminden çok, endüstri mirası içindeki müze yerleşkesini üretimin ve karşılaşmanın etkin bir parçası sayması
63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ulusal uzun metraj seçkisi, yalnızca ödül yarışının değil, Türkiye’de filmlerin seyirciyle ilk kez nerede ve nasıl karşılaşacağının da haritasını çıkarıyor.
2026 Booker Ödülü kısa listesi, yerleşik isimlerle ilk kez bu aşamaya çıkan yazarları aynı hatta buluşturuyor. Altı romanlık seçki, ödül sezonunun yalnızca bir yarış değil, edebiyatın hangi biçimlere alan açtığını gösteren kamusal bir tartışma olduğunu da hatırlatıyor.
Mahmut Nedim Efendi Konağı’nda tamamlanan restorasyon, yalnızca depremden zarar gören bir yapının onarımı değil; Şanlıurfa’nın yakın tarihini mimarlık, sergileme ve kamusal erişim üzerinden yeniden düşünme fırsatı.
212 Photography Istanbul kapsamında Tophane-i Âmire’de yan yana gelen Yann Arthus-Bertrand ve Helene Schmitz sergileri, doğayı manzaradan bitkiye uzanan iki ayrı fotoğraf diliyle düşünmeye çağırıyor.
Salman Toor’un Londra’daki ilk büyük Avrupa kişisel sergisi, çağdaş figüratif resmi yalnız temsil politikaları üzerinden değil, sanat tarihinin merkezine kimin yerleştirildiği sorusu üzerinden de yeniden düşünmeye çağırıyor.
The Royal Ballet School’un yüzüncü yılı için aynı sahnede buluşan öğrenciler ve iki büyük topluluk, bale eğitimini görünmeyen bir hazırlık süreci olmaktan çıkarıp başlı başına bir repertuvar meselesine dönüştürüyor.
25. Filmekimi’nin İstanbul’dan Ankara, İzmir ve ilk kez Mersin’e uzanan programı, festival sinemasını tek bir metropolün ayrıcalığı olmaktan çıkarma ihtimalini yeniden gündeme getiriyor.